Ayaklar Baş Olunca… - Şükran Soner
Nisan 24, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Evet Sayın Başbakan; işler yolunda gittiğinde siyasette, iktidarda cicim, balayı günlerinde pek sevilen atak konuşmalarınız giderek sizin için de sorun oluyor.
Parti için diktatoryal düzende, sizin yaptığınız listelerden milletvekili olmuş, milletin vekili olarak asla parmak kaldıramayacaklar, belki hâlâ birkaç saat önce yaptığınız açıklamada, 301′den açılacak davaların cumhurbaşkanına sorulmasını öngörürken, komisyonda, elbette partinizin iradesi ile yetkinin bakana devredilmesi için parmak kaldırma talimatı aldıklarında, yüzünüze karşı hesabını soramıyorlar.
Ancak canlı yayınlarda bütün kulakların duyduğu konuşmalarınızın giderek daha sık birbirini tutmaması, frenlenemeyen öfkeniz, sınır tanımayan hakaret içeren üslubunuz.. başından size hayranlık duyanlara bile batıyor. Birilerinin, genellikle basın sözcülerinizin arkanızdan düzeltme yapmak zorunda kaldıkları açıklamaların sonu gelmiyor. Sizin kendi kendinize bir önceki söylediğinize ilişkin kastınızın yanlış anlaşıldığı, kasıtlı çarpıtıldığı açıklamalarınız o kadar sıklaştı ki.. hangi konuda hangi konuşmanız ile gerçek niyetinizi ortaya koyduğunuzu önceden kestirmenin olanağı yok. Ne kadar güzel konuşursanız konuşun, inandırıcılığınız giderek buharlaşıyor.
Yine de, gerçek kimliğinizi, niyetlerinizi ortaya koyan kimi konuşmalarınız, açıklamalarınız var ki.. üzerlerinde yapılan düzeltmeler bir işe yaramıyor.. İşte 1 Mayıs öncesinde “Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar” sözünüzün şimdiden belleklere kazındığından emin olabilirsiniz.
***
Evet Sayın Başbakan, sizin deyiminizle ayaktakımını sindirmek üzere anımsattığınız “kıyametin kopması” haline ilişkin durumları anlatan atasözü, öyle sizin dediğiniz gibi değildir. Atasözü “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” diyerek, paylaşımdaki haksızlıkların, eşitsizliklerin altını çizer. Paylaşımdaki haksızlıkların, iktidar icraatlarının kıyamete yol açabileceğinin uyarısını yapmaya çalışır. Emekçilerin, sizin deyiminizle ayaktakımının, haksızlıklara karşı örgütlenmeleri, haklarını istemeleri, iktidar icraatlarına karşı direnmelerinin kıyametin kopması aracı olacağını asla öngörmez. Tam aksine; demokrasilerde, emekçilerin sendikal örgütleri aracılığı ile iktidarlar, işverenler karşısında etkin, güçlü, caydırıcı hak savunabilmeleri sosyal barışın olmazsa olmaz önkoşuludur.
Biliyoruz siz 12 Eylül artı küresel saldırının örgütlülüğü, moral değerleri en alt düzeylere düşürdüğü sendikal örgütlülüğün boşluğunda siyaset yapıp iktidar oldunuz. Örgütlü işçiler yerine kayıtsız üretimde çalışanların ağırlıklı olduğu varoşlarda, aşiret, tarikat sarmalında, sadaka düzeninde oy toplamayı becererek iktidara geldiniz. Yine aşiret, tarikat sarmalında sesleri, solukları çıkamayan, kankanız sayılabilecek sendika liderlerinin sessiz, çaktırmadan siyaseten sizi destekleyen politikalarının rahatlığına alıştınız. Tabandan gelen zorlamalarla en küçük bir karşı duruşta, sinirleriniz, dengeleriniz bozuluyor.
***
Türkiye’nin dünya çapında sosyal bilimcisi Prof. Mübeccel Kıray’ ı isterseniz bir kez daha sevgiyle, rahmetle analım. Katılabildiği en son İktisatçılar Haftası’nda, sizi, partinizi, iktidarınızı kastederek, “Aşiret, tarikat, cemaat sarmalında, sadaka düzeninde iktidara gelebilmeyi anlıyorum, ama bir sosyal bilimci olarak iktidarda nasıl kalınabileceğini merakla izleyeceğim” anlamına gelen, hiç de hoşunuza gitmeyeceğini bildiğim öngörülerde bulunmuştu.
Tamam, kuralsız düzenin güçlendiği, sendikal örgütlülükler, sosyal devlet, emek kimliği, solun diplere vurduğu koşullarda, yoksullaşma, yoksunlaşma hızla tırmanırken.. halkın çoğunluğu, sizin deyiminizle en çok da ayaktakımı kendi kimliğine, sınıfsal bilincine yabancılaşır. Çaresizliğin pençesinde en çok da ırklar ve dinler, inançlar üzerinden oynanan oyunlara, cemaat örgütlenmelerine, mahalle baskılarına açık olurlar. Hepsi bir yere kadar..
Lütfedip bir bakanınızı sendikaların ayağına gönderdikten sonra, 1 Mayıs için aldığınız kararlara şapka çıkarmayan sendikal örgütler sizi besbelli çok kızdırıyor. Ne de olsa yandaşınız sivil toplum örgütleri, işveren-işçi sendikal konfederasyonları ile vitrinde demokrasicilik oynamaya alışıksınız. AKP hakkında açılan davadan sonra, iktidarınızdan bu yana, önünüzü açmak üzere ulusal ve uluslararası ölçekte etkinliklerde başı çeken işveren örgütleri, meslek konfederasyonları, biraz dışınızda bir havada “uzlaşı” çağrısı yaptıklarında, koşulsuz destek vermediklerinde sinirlenmeniz bundan. Ankara’da örgütlü, yoklarmış gibi duran kimi işçi sendikal konfederasyonlarının tabandan sıkışıp kimi isteklerde bulunmalarına öfkeli, şaşkınlığınız; “Ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar” çıkışınız da..
Şükran Soner
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.