İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

1915 Techir Olayını Hazırlayan Nedenler ( 3. Bölüm) - Dr. M. Galip Baysan

Nisan 24, 2008 - DR.M.GALİP BAYSAN

NİSAN–1915 VANDAKİ ERMENİ İSYANI GENİŞLİYOR
Birinci Cihan Savaşı’nın ilk aylarında Osmanlı cephelerinde iki büyük saldırı vardı. Birisi o dönemin ünlü görüşü “Pan Turanizm” ideali için yapılan “Sarıkamış Harekâtı” diğeri ise “Pan İslam” ideali için yapılan “Kanal Harekâtı”dır.

Her ikisi de ustaca ve büyük düşünülerek hazırlanmış planlar olmasına rağmen uygulama safhasında hazırlık ve kapasite yetmezliği nedenleriyle başarısızlığa uğramıştır. Sarıkamış harekâtı 23 Aralık 1914 ile 2 Ocak 1915 arasına cereyan etmiş 60.000 ‘e yakın zayiata sebep olmuş, bir askeri felâket halini almış ve Ordu’nun taarruz gücü’nün eksilmesi bir yana, savunma gücünü de etkilemiştir. Bu olay sırasında Türk Bölgesi’nde yaşayan Ermenilerin, her türlü imkânı kullanarak Rus birliklerine istihbarat topladıklarını inkâr etmenin bir faydası yoktur. Bu muharebeler süresinde bölgede yaşayan Ermeniler düşmanla tam bir işbirliği içinde, kendi anavatanlarına ihanet suçu işlemekteydiler. Bu konuda, Van şehrinde geçen olaylar, insanlık adına ibret alınacak ve Türk-Ermeni sorunu tartışılırken asla hatırdan çıkarılmaması gereken olaylar olarak dikkatle incelenmelidir. 1915 yılının ilk aylarında Van’daki Ermenilerin, Rus taarruzunun arifesinde başlattıkları isyan hareketi, aynı zamanda isyanın en güçlü olduğu Nisan ve Mayıs aylarında Ermenilerle ilgili radikal kararların alınmasının en önemli nedenlerinden biri olacak ve “Tehcir Olayı”nın, “Ermeni İsyanı nedeniyle Devlet tarafından bir tedbir olarak mı ortaya çıktı? Yoksa tam tersi “Ermeni isyanları” “Tehcir” nedeniyle başladı şeklindeki ana tartışmamıza da açıklık getirecektir.
1915 VAN İSYANI
 

Meşrutiyetin ilânından sonra, Ermeni komitecileri, hem Ermenilerin sırtından geçiniyorlar hem de kendilerine birer mevki hazırlamayı ihmal etmiyorlardı. Ermeniler üzerinde büyük etkinliği olan çoğu dışarıdan gelmiş bu gruptan bazısı milletvekili, bazısı komisyoncu, ihtilâl kışkırtıcısı ve silah kaçakçısı oldular ve büyük paralar kazandılar (1) İngiliz, Rus ve Fransız konsolosları, Van’daki komitecilerin akıl hocalığını yapıyorlardı. (2) En önemli konulardaki görüşmeler ve plânlamalar Rus konsolosluğunda yapılmaktaydı. Seferberliğin ilanına kadar meydana gelen olaylar, komitecilerin tertipleriyle çıkarılmış “siyasi cinayetler” den başka bir şey değildi.
 

Osmanlı Devleti’nin 1330 (1914) yılı nüfus istatistiğine göre Van nüfusu 259.141’di ve bu nüfus içinde Ermenilerin sayısı 67.792 olarak belirtilmiştir. (3) Bu rakam, Toplam nüfusun %26’ya yakın bir kısmının Ermeni olduğunu, yani bu ilde Ermenilerin oldukça yoğun bulunduklarını ifade etmektedir. Rus ve İran hududuna yakın olması nedeniyle de isyancı ve anarşist faaliyetler için oldukça cazip bir bölgedir. 1896 Haziran’ında patlak veren birinci Van isyanından beri de hareketli bir ihtilâl merkezidir. (4) Bölgeyi yakından inceleyen İngiliz Yüzbaşı Norman’ın raporunda (5) ve İngiliz Konsolosu Williams’ın daha sonra ünlü Mavi Kitapta da yayınlanan raporunda Ermeni isyanı ile ilgili şu görüşler yer almaktadır: (6)
 

“Gazetelerde yayınlanan Ermeni sorunu konusundaki yazılar doğru değildir. Bunlara ait yazılanların hepsi yalandır…”
 

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bazı yabancı görevliler ve bazı batılı gazetecilerin Ermeni Meselesi hakkına doğru bilgi vermelerine rağmen, özellikle İstanbul’daki yabancı ülke elçilerinin ve bu elçilerin ait olduğu ülkelerin dış politikası ve Osmanlı topraklarında yoğunlaşan çıkarları nedeniyle gerçekleri ters yüzü ederek, kendi kamuoylarına böyle yansıtmalarına sebebiyet vermiştir. Durumun bu şekli almasında, tabii ki Misyonerlerin de büyük rolü olmuştur.(7) Van’da 1890’larda başlayan bu hareketlenme ve örgütlenme; Cihan Savaşı’nın başlaması ile birlikte silahlı isyan hareketlerine dönüşmeye başlamıştı. Hınçak ve Taşnak örgütlerinin talimatıyla bölgede köylere kadar muntazam teşkilatlar kurmuş olan (8) Ermeniler; Savaşla birlikte önce silahsız ve daha sonra silahlarıyla birlikte birliklerinden kaçarak Rusya ve İran’a geçtiler. Ünlü komiteciler Antranik, Muşlu Simpat, Rusya’da yerleşmiş olan Vanlı Hamazosp gibi liderlerinin yanında üçer, dörder yüz kişilik taburlar teşkil etmeye ve Hoy ve Dimon bölgesinde Rus Subayları’nın nezaretinde savaş eğitimi görmeğe başladılar. Hatta savaş ilanından önce bile bu çetelerle sınır muhafızları arasında çeşitli çarpışmalar başlamışdı.(9)
 

29 Kasım 1914’de Van isyanına ilişkin ilk işaretleri belirten haber Jandarma Tümen Komutanı Kazım (Özalp) Bey’den geldi.(10)  Kazım Bey mesajında: “yakalanan iki casusun ifadesine göre bu günlerde Van Vilâyetinde bir isyan çıkarılacağı anlaşılıyor. Düşman ele geçirdiği bölgelerdeki Müslümanların silahlarını toplayıp Ermenilere veriyor, onlardan kıtalar kuruyor, Tümende silahları alınan Ermenilerin tamamı kaçmıştır” diyordu.
 

Bir gün sonra 30 Kasım’da Van Valisi Cevdet Bey, telgrafında, “Ermenilerin bir olay çıkarmamalarına çalışıyorum. Rus kuvvetleri Kotur’dan ilerlemektedir. Jandarma Tümeninin bu kuvvet karşısında uzun süre direneceğini sanmıyorum. Aileleri Bitlis’e göndermeye başlayacağım” diyordu.(11)
 

Van vilayetinden 2 Aralık 1914’te İçişleri Bakanlığına gönderilen telgrafta “Selmas bölgesindeki bütün Ermeniler Ruslarla birlikte çalışıyorlar. Sınır boyundaki çetelere kumanda eden, vaktiyle Taluri (İkinci Sasun) isyanını yapan meşhur Antranik ve arkadaşlarıdır.”(12) deniyordu.
 

Erzurum Valisi Tahsin Bey’in 20 Aralık’da Başkumandanlığa yolladığı rapor da şu bilgiler vardı:
 

“Van’ın Karçıkan ve Gevaş kazalarında yaşayan Ermenilerde isyan emareleri vardır. Bölgedeki telgraf telleri kesilmiştir… Bitlis’den bu bölgeye jandarma ve Milis gönderilmiş ve çarpışmalar başlamıştır. Kuvvetlerimiz az ve Milislerin silahları yetersiz olduğundan takviye kuvvetlerine ihtiyaç vardır.” (13)
 

Ermeni komiteleri Van ve diğer il temsilcilerine şu tebligatı gönderdiler: “Ruslar Başkale ve Saray istikametlerinde ilerleyecekler, arkadaşlarımız beraberdir. Yaklaştıkları mahallelerde bütün taraftarlarımız silahlı olarak onlara katılacaklardır. Rusların tam olarak galip gelmesi halinde istediğimizi yapabiliriz. Merkezde kuvvet toplandı, şimdiden başlarsak fazla kan dökülecek ve yolların karla kaplı olması nedeniyle seri müdahalelere yapamayacak ve dâhildeki taraftarlarımızı da tehlikeye düşürebileceğiz. Bu nedenle Rusların yaklaşmasını beklemeliyiz.(14)
 

Bu tebligatı vaktinde alamayan ve daha önceki talimatı vaktinden önce uygulayan bazı köyler hemen harekete geçerek Havosar nahiyesindeki birkaç jandarmayı, Gevaş Kadısı İsmail Hakkı Efendiyi şehit ettiler. Gevaş ve Bitlis sınırındaki Karçkan’da jandarma karakollarına taarruz edip, telgraf tellerini kestiler. Önemli yol ve yerleri işgale kalkıştılar. Bu şekilde komitecilerin vaktini bekledikleri olaylar kararlaştırılan zamandan önce başlamış oldu.(15)
 

25 yıla yakın bir süreden beri çok iyi bir şekilde hazırlanan ve teçhiz edilen çetelerin ve Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin büyük çoğunluğunun bu günlerde sabırsız davranmalarının en büyük nedeni Türk Ordusu’nun Ruslar karşısında Sarıkamış’ta aldığı ağır yenilgidir. 60.000 den fazla insan gücü, silah ve malzemeyi soğuk kış şartlarına ve Ruslara terk eden Türk Ordusu, 3’ncü Ordu; ancak 20.000 kişilik bir kuvvete inmişti. Bu ordunun yeniden teşkilatlanması için Hafız Hakkı Paşa görevlendirildi. O da 1915 Mart’ında Erzurum’da Tifüs’ten öldü. 1915 Şubatında uygulanan Bölgesel Seferberlik nedeniyle; bütün erkek nüfusun askere alınması kararlaştırılmış ve bu nedenle Doğu’daki Türk Köyleri erkeksiz kalmıştı.
 

Şubat 1915’te Timor nahiyesi merkezinde çıkan isyanla artık olaylar önüne geçilemez bir duruma girdi. Burada civardan katılanlarla birlikte ellerine Rus silahları olan asilerin sayısı bini aşmıştı. Müslüman köylere saldırmaya başladılar. İsyan Gevaş ve Çatak kazalarına da yayıldı. Komitenin hazırladığı “Müdafaayı Şahsiye için Talimat” adındaki belge hükümlerine (16) uyularak Müslüman köylerinde yaşayan Ermeniler hemen Ermeni köylerine göçe başladılar. Kısa zamanda Saray ve Hoşab kazalarındaki Müslüman köylerinin arasında kalan Ermeni köylerinde eli silah tutan bütün Ermeniler buralardan ayrıldılar. Buna karşılık Ermeni köylerinde yaşayan Türkler bu gelişmelerden habersizdiler ve sadece resmi elemanların verdiği talimatlara uymakla sorumlu oldukları bilinci ile hareket ediyorlardı. Askerlik çağındaki Ermeni gençlerin tümüne yakını “asker kaçağı”, “silahlı” ve “bir teşkilat içinde” bulunmalarına rağmen, Türk ve Müslüman gençlerinin askeri görevle dışarıda bulunmaları nedeni ile bu gibi isyankâr faaliyetlere karşı tamamen müdafaasız bir durumda bulunuyorlardı.
 

İsyanla birlikte çetelerle devriyeler arasına silahlı çatışmalar başlayınca, saldırılar hemen Müslüman köylerine ve yolculara yöneldi. Rastladıkları bütün Müslümanları çocuk yaşlı demenden imha etmeye başladılar. (17) Resmi belgelerde yeminli ifadelerle bu olaylar detaylı olarak açıklanmaktadır. Meselâ Mehmet Hulusi adlı bir zatın yeminli ifadesinde Ermenilerin yaptıkları katliamlar ve Rus Ordusu ile Ermeni faaliyetleri arasındaki ilişkiler şu sözlere özetleniyordu:
 

“Saray bölgesinin Ruslar tarafından işgali sırasında Ermeni çeteleri 200 kişilik Köprüköy köyüne saldırdılar. Kadınlar, erkekler, çocuklar ve yaşlılar katledildi, evler yakıldı. Ayrıca Van Gölü’nü aşmak için Ebriren köyüne geçen askerlerin cesetleri Van Gölü kıyılarından çıkarıldı.”(18) Aynı günlerde Van’daki durumu, Van valisi Cevdet Bey’in 2 Mart–1915 Tarihli mesajından öğreniyoruz:
 

“Van’ın yukarı mahallelerindeki isyancı Ermeniler şehrin her tarafından saldırılar ile bütün mahallelere yayılmak istemişler ancak püskürtülmüşlerdir. Türk taarruzu karşısında askerlerimize kale gibi evlerinin mazgallarından ateş açılmış askerlerimiz de bu kesimlere girememişlerdir. Bu çatışmada 23 şehit, 27 yaralımız olmuştur.” (19)
 

Bu satırlardan ve Ermeni yazarların aynı konuda verdikleri bilgilerden de açıkça anlaşılacağı şekilde, Ermenilerin yıllardır hazırladıkları ve bekledikleri gün gelmiştir. Sadece Van’da değil bölgede yaşayan bütün Ermeniler isteseler de istemeseler de kendi devletlerine isyan halinde ve düşman ülke orduları ile işbirliği içine girmişlerdir. Askerden silahlarıyla (veya silahsız olarak) kaçan Ermenilerin sayıları 30.000 – 40.000 ‘i aşmaya başlamıştır. Bölgede yaşayan Türk ve Müslüman köylerinde çoğunlukla yaşlılar, kadın ve çocuklar vardır. Savunmasız bu insanların yaşamları tamamen devletin koruyucu kanatlarına ve Ermeni çeteleri ve Rus gücünün merhametine kalmıştır. Ancak devlet güçleri isyanları bastırmak için yetersiz, Ermeni ve Ruslar çok zalimdir.
 

Van isyanı da, Van Valisi’nin elindeki küçük kuvvetlerle bastırılacak kadar küçük değildi. Rusların Van istikametindeki taarruzları karşısında Van seyyar jandarma Fırkası (Tümeni) 4 Mart’ta geri çekilmişti. Bu tümenin kumandanı Binbaşı Kazım Bey (General Kazım Özalp) vakit geçirmeden Birinci Kuvve-i Seferiye’nin Van tarafına yürümesini tavsiye etmiştir.(20)
 

Cephedeki gelişmeler Rusların Van istikametinde ilerleyerek Van’ı işgal ve bölgedeki bütün Ermenilerin tam bir ayaklanmaya başlayacaklarını işaret ediyordu. Ermenilerden kalan isyana katılmayanlar da vardı ve hükümet bölge resmi organlarına gönderdiği bildirilerde “isyana katılmayanlara karşı dikkatli olunması” isteniyordu. 12 Mart 1915 tarihli telgrafta 3. Ordu Komutanlığı, isyana katılmayanlar için, isyana katılanlar ile bir tutulmaması, onlara zarar verilmemesi, onların korunması ve adaletle hareket edilmesini istiyordu. (21)
 

Olaylar geri bölge emniyetinin sağlanması için cepheden önemli bir savunma gücünün ayrılmasını gerektiriyordu. Bu durum, tam da Rus ordusunun ve onlara destek veren Ermeni isyancıların hedefledikleri bir olgu idi. 24 Mart’ta Van Seyyar Jandarma Tümen Komutanlığı’nın 3.Ordu Komutanlığı’na gönderdiği mesajın özeti şöyledir:
 

“Van bölgesindeki bazı köylerde Ermenilerin çıkardıkları olaylar, Tümenin Van bölgesinde yaptığı harekâtı sonuçlanıncaya kadar mevcut kuvvetler ile idare edilmeli, Ermenilerin hareketlerini kıracak önlemler alınmalıdır. Mutlaka yardım gönderilmesi lâzımsa Tümenin yarısından fazlasını bu göreve ayırmak gerekir, bu ise Kafkaslardaki harekâtı aksatır. Bu nedenle hangi hareketi yapacağımızın bildirilmesi” (22)
 

Bölgede alınan tedbirlere gelince, her tedbir Ermeniler ve olayların gerçek nedenleri olan misyonerler ve kilise mensuplarınca İstanbul ve dış dünyaya ters bir şekilde yansıtılacak, ülkesine isyan etmiş, düşmanla sıkı bir ilişki içinde olan asi kütleler, Devlet baskı ve zulmüne uğramış masum insanlar olarak gösterilecektir. Bölgedeki durum zannederiz ki Van’ın Mahmudi Kazası Kaymakamı Kemal Bey’in 4 Mart 1915 günü İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği telgraf’tan daha iyi anlaşılacaktır.
 

“Yüzyıllardan beri Osmanlı Devleti’nin koruyuculuğu altında yaşamlarını sürdüren Ermeni vatandaşlarımızı kendilerine bu günkü durumu sağlayan Müslümanlara karşı yaptıkları ve örneğine hiç rastlanmamış olan faciaları belirten şu bilgileri okurken boğulacak kadar ızdırap duyuyorum.
 

Yirminci asrın nefretle tarihe kaydedeceği bu lekeli sayfalarını, vatanımız içinde hükümetimiz sayesinde güvenli ve mutlu bir hayat yaşayan Ermeni vatandaşlarımız yazmışlardır.
 

Bu şahısların masum ve bakir kızlardan başlayarak yetmiş yaşındaki erkeklere kadar Türkler hakkındaki uyguladıkları alçakça hareketlere karşı hükümetimiz, her çeşit intikam ve kinden sıyrılmış olarak düzeni sağlamaya çalışmaktadır.
 

Ermeni komitelerinin hükümetin bu durumundan faydalanarak tek veya toplu, fakat devamlı olarak yabancılara ve hükümete başvurmalarının nedeni, komitelere katılan Ermenilerin faaliyetlerini örtmek ve kapatmak için olduğu kesindir.” (23)
 

Ermeni isyanı, 15 Nisan 1915 günü Van’ın bütün bölgelerine yayıldı ve genel bir havaya girdi. O günleri yaşayan Em. Tümgeneral Ahmet Hulki Saral, şahit olduğu olayları şu sözlerle anlatıyor:
 

“15 Nisan 1915 günü Van bölgesinde kendini gösteren ilkbaharın parlak güneşli bir gününde gök gürültüsünü andıran silah sesleri ile uyandık. Sokakların ve evlerin arasından yansıyarak geçen mermiler, acı bir inleyiş gibi vızıldıyordu. Her taraf toz duman içinde ve her yerden ağır bir barut kokusu geliyordu. Herkes heyecan ve endişe içinde idi. Bütün Van’lılarda adeta derin bir ölüm sessizliği vardı.
 

Van, Ermenilerin ilk önce ele geçirmek istedikleri bir şehirdi. Bir noktada şansları da kendilerine yardım ediyordu. 33.Piyade Tümeni savaş dolayısıyla Erzurum’a gönderilmişti. Van şehrinde böylece hiç bir askeri kuvvet kalmamıştı. Sadece Jandarma kuvveti kalmıştı. Böylece Ermenilerin şehri işgalleri nispeten daha kolay bir hale gelmişti. Fakat her ihtimale karşı Rus Ordularının Türk topraklarına girmelerini ve (İklim şartlarından rahatsız olmamak için) baharın gelmesini beklemişlerdi. Bu suretle Ruslarla müşterek hareket ederek daha başarılı olacakları inancındaydılar.
 

Uzun yıllardan beri silahlanan, tüfek, tabanca ve el bombaları gibi türlü silahlarla donanmış olan Ermeni çeteleri Van’da toplanmışlardı. Köylerde aynı şekilde silahlandırılmış, harekete hazır hale getirilmişlerdi. (24)
 

Bir Rus Generali’ni (Maflofiski) bu isyanla ilgili anıları şöyledir:
 

“Van mıntıkasında vaziyet karışık bir hal almıştı. 14 Nisan’da, Van’da kıyama başlamışlardı. Ermeniler Van’daki küçük Jandarma kıtasını katl ve tard etmişlerdi. Bunun üzerine Türkler Kazım Bey’in 5. Mürettep Fırkası’nı göndermişler ve iç kalede ve şehirdeki Ermenileri muhasara etmişlerdi. Aynı şekilde Van’daki Ermenilere yardım için General Truhin komutasında bir birliğin Van’a sevk edilmesi Kolordu’ya bildirilmişti” (25)
 

20 Nisan’da Ermeniler karakollara ve Türk hanelerine silahla taarruz ederek isyanlarını genişletmişlerdi. Van içinde Vali Cevdet Bey Ermenilerle kıyasıya bir mücadele’ye girmişti.(26) Artık Van ve çevresinde, Rus Cephesi’nin hemen yanı başında Ermeniler kendi anavatanlarına karşı tam bir iç isyan hareketi içindedirler. Rafael de Nogolis adlı bir yazar “Hilal altında dört yıl” adlı eserinde isyan hakkında şunları söylüyor:
 

“Nisanın sonuna doğru başlayan isyan gelişmeye yüz tuttu. Vilayet merkezinde çok kuvvet yoktu. Ancak Türk jandarmaları ile birkaç eski top vardı. Van’da fazla kuvvet bulunmadığını bilen Ermeniler Van’ı yakıp yıkmaya başladılar. Ermeni mahallerinde jandarma ve polis kuvvetlerine ateş açtılar. Kışladaki erleri şehit ettiler.” (27)
 

 
 

DİPNOTLAR:
 

 
 

 (1) Faiz Demiroğlu, Van’da Ermeni Mezalimi (1895–1920) s.57 (Ankara – 1985); Ermenilerin Yaptıkları Katliamlar, Rus Generali Mayevski, s.26 (Azmi Süslü), Ankara Üniversitesi –1986).
 

(2) F. Demiroğlu, a.g.e., s.57, Mayevski, s.32.
 

(3) E.Uras, s.142–144, Osmanlı Ülkelerinin 1330 yılı Nüfus İstatistiki, Dahiliye Nezareti Sicil Genel İdaresi Müdürlüğü, İstanbul Hilal Matbaası, 1336.
 

(4) Ergünöz Akçora, Van ve Çevresinde Ermeni İsyanları (1896- 1916), s.XVI, (İstanbul – 1994).
 

(5) C.B. Norman, a.g.e., s.12-13.
 

(6) Aynı Eser, s.14.
 

(7) Aynı Eser, s.14–15.
 

(8) Ergünöz Akçora a.g.e, s.6–10; Hulki Saral Ermeni Meselesi, s.180 (Ankara –1970).
 

(9) Em.Alb. Faiz Demiroğlu, Van’da Ermeni Mezalimi (1895–1920) s.57–58 (Ankara – 1985).
 

(10) Genelkurmay, Arşiv No: 4/3671, KLS 2818, Dosya 59, F–2–54 ve 2–55.
 

(11) Genelkurmay, Arşiv No. ½, KLS.4, Dosya 23, A.F-4, Gürün a.g.e., s.203.
 

(12) Gürün a.g.e., s.203.
 

(13) Genelkurmay Arşiv No.1/1, KLS. 4, Dosya 23A, F.5.
 

(14) Ermeni Komitelerinin Amâl ve Herakât-ı İhtilaliyesi, s.260–261.
 

(15) Faiz Demiroğlu, a.g.e., s.58-59.
 

(16) Ermeni Komitelerinin Köylere kadar yayılan teşkilatları ve değişik direktif ve talimatlarla ilgili bilgi için bknz. Ermeni Komitelerinin Amâl ve Harekatı İhtilaliyesi; s.177–194, 200–216.
 

(17) F.Demir oğlu, a.g.e., s.59.
 

(18) Ergünöz Akçora, a.g.e., s. 166.
 

(19) ATASE Arşivi, No–4/3671, Kls.2820, Des 69-A, F.3–87.
 

(20) Ali İhsan Sabis, Harp Hatırlarım C.2, s.186.
 

(21) Askeri Tarih Belgeleri Dergisi Sayı 8/1 No.18/8.
 

(22) E. Akçora, s.169.
 

(23) ATBD, Sayı 81, No.1819.
 

(24) Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi s.135–136 (Ankara –1970).
 

(25) General Maflofski, Umumi Harpte Kafkas Cephesi’nin Tenkidi, s.194–195 (Çeviren Kaymakam Nazmi, Ankara, 1935).
 

(26) Ali İhsan Sabis, C.2, s.218–219.
 

(27) Refael de Nogolis, Hilal Altında Dört Sene ve Buna Cevap, s.73 (Çeviren Kaymakam Hakkı, İstanbul, Askeri Matbaa, 1931).
 

 
 

Dr. M. Galip Baysan

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS