Milli Egemenlik Gününde… - Orhan Birgit
Nisan 23, 2008 - ORHAN BİRGİT
Başlıktaki bu ” milli ” sözcüğünü, bugün iktidarda olanların fikir babalarının daha çok “dini” olarak algıladıklarını dikkate alarak; dilerseniz, onun yerine “ulusal” sözcüğünü kullanayım.
23 Nisan 1920 ‘de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün tam 88 yıllık bir birikimin de sahibidir.
Bu zenginliğin içinde en önemli değer, egemenliğin ulusa ait olmasıdır.
Ama egemenliğin elbette ulusun olduğunu söylerken, bundan, genel seçimlerde sandığa atılmış oyların belirlediği iktidarı kullanma yetkisini almış olan partinin, halk adına dilediği her şeyi yapabileceği gibi bir sonuç çıkarmanın sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli olduğunu da bilmeliyiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı , özellikle 2007 Nisan’ındaki genel seçimlerden sonra böyle bir yanlışın içinde olmaktan vazgeçmiyor. Kendisini iktidara getiren yüzde 47′lik seçmen gücünü arkasına alarak “ulus adına” egemenliği de sahiplendiğini sanıyor.
1920 ‘den bu yana, iyisi ve kötüsü ile kazanılmış demokrasi deneyimini, kuvvetler ayrılığı ilkesini hiçe sayarak tanımamak istiyor. Yasama yetkisini temsil eden parlamentoda içtüzük kilitlenmeleri ile yasaları yeterince irdelemeden olupbittiye getirecek parmak sayısını öne çıkarıyor. Yasamanın yürütme üzerindeki denetimini biçimsel bir sanal eylem gibi algılamak istediği için gensoru kurumunu sadece sanal bir içtüzük maddesi olarak değerlendiriyor. Meclis Araştırması ve Meclis Soruşturması gibi denetim yollarını çoğunluk partisinin oyları ile kilitlemenin keyfini yaşıyor.
Dokunulmazlıkları kaldırmak için parmağını bile oynatmıyor .
Yargıçlar hükümeti…
Dahası, yasama ve yürütme üstündeki bu sınırsız sahiplenme gücünü, bundan sonra sıra yargı erkinde düşüncesi ile adalet kurumuna taşımak için adımlar atmaya hazırlanıyor. Özellikle Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ ı hedef alan AKP’nin ortaya attığı “Yargıçlar Devleti” ya da “Yargıçlar Hükümeti” ile ilgili polemiklerle mahkemeler üstünde yaratılmak istenilen baskı konusunda AB ile ortak eylem için yapılan girişimler, Lozan’ da İsmet Paşa’ nın, en büyük şikâyet konusu olarak gündeminde tuttuğu “Adli Kapitülasyonlar” ı 84 yıl sonra hortlatma aşamasına varıyor.
Aynı sınırsız güç, neredeyse halk istediği takdirde devletin anayasasında temel ilkelerin bile içlerini boşaltarak birer sanal oyuncak haline dönüştürebileceğinin hesaplarını yapıyor. Öyle olduğu için de ülkedeki muhalefet boşluğundan yararlanarak yeni bir dünya görüşü Türkiye Cumhuriyeti’ nin üstüne giydirilmek isteniyor.
Çocuktan ya da Taha’dan al haberi…
Basın tamamen susturulmak isteniyor. Ulusal medyanın önemli bir bölümü, TMSF’ nin operasyonları ile AKP’lileştirilirken geride kalanların da tek tek teslim alınması için hedefler saptanıyor.
Dünkü Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç takma adı ile Fehmi Koru tarafından yazılmış olanlar, öyle anlaşılıyor ki Ergenekon soruşturmasını yapanların bilgisi demeyeyim de savsaklaması nedeniyle iktidar sözcülerine önümüzdeki dönemin basın üzerinde tasarlanan operasyonlarının ipuçlarını da veriyor.
Cumhuriyet gazetesi ve İlhan Selçuk ile ilgili politik falları üzerine bilgi sahibi olduğumuz Koru, dünkü yazısında Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök‘le ilgili planların ipuçlarını gösteriyor. Öylece hem bir yıldırma ve sindirme politikasının figüranlığına soyunmakta sakınca görmüyor hem de Ergenekon soruşturmasının sözde “gizli” olması gereken bilgilerinin savcılar dışında kimlerin elinde olduğu hakkında da ayrıntıları bildiğini söylemekte sakınca görmüyor.
Anlaşılan, Fehmi Bey, bu 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda savcılık ya da sorgu yargıçlığını oynuyor.
Faks: 0 216 302 82 08 obirgit@e-kolay.net
Orhan Birgit
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.