Bir ‘Eleştiriye’ Yanıtlar - Ataol Berhamoğlu
Nisan 19, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU
Bir üniversitemizin iktisat bölümü öğretim üyesi olduğunu bildiren bir okurum dikkatle okuduğunu belirttiği “Sömürge Valisi Büyük Millet Meclisi” nde adlı yazıma “birkaç eleştiri notu iletme gereğini duyduğunu” bildirerek eleştirilerini sıralıyor.
Ben de sayın okurumun ilgisine teşekkürle bu eleştirileri aynı sıra içinde yanıtlama gereğini duydum.
İlk eleştiri notunu aynen alıyorum: “Sömürge Valisi” unvanı, İstanbul’un işgali yıllarında kaldı. Türkiye yeniden işgal yıllarını yaşamadığına ve Avrupa da eski Avrupa olmadığına göre, bu tanımlama biraz zorlamaya benziyor.
Yanıtım: İşgal altında olmak kavramını sadece askeri bir olgu olarak düşünmemek gerekiyor. ABD ve IMF bağımlılığı ile Avrupa Birliği kapısında kölece yalvar yakar durumda oluş, başka bir deyişle de bu ekonomik ve siyasi bağımlılık, bence bir askeri gücün işgali altında olmaktan çok da farklı değil. Avrupa’nın ise eski Avrupa’dan yine bence hiçbir farkı yok. Bu nedenle AB Komisyonu Başkanı’na yakıştırdığım “sömürge valisi” unvanı tam olarak yerindedir. Bu kişi sadece ülkeye geliş zamanlaması ve karşılanış biçimiyle değil, söylemi ve söyledikleriyle de bu tanımı hak etmiştir.
***
İkinci eleştiri notu oldukça uzun. Okurum, Bay Barroso ‘nun, benim yazımdaki deyimle “komiser” (bakan) değil, başbakan konumunda bulunduğunu söylüyor. Doğrusu “komiser” in bakan demek olduğunu böylece öğrenmiş oldum… İster bakan, ister başbakan sıfatıyla gelmiş olsun, sözü edilen kişinin ülkemize neden geldiği çok belli. Belki “komiser” yerine “müfettiş” demem daha doğru olurdu…
Eleştirinin devamında “… her Avrupalı yetkili parlamentomuzda konuşunca kendimizi neden (eski ya da yeni) sömürgeymiş gibi hissediyoruz ki? Peki, ya Osmanlı’nın eski vilayetleri olan şimdiki ulus-devletlerin parlamentolarında bir temsilcimiz konuştuğunda sömürge valisi muamelesi görürse hoşumuza gider mi?” diye soruluyor… Bence burada iyi niyetli olduğu kuşkusuz bir zihin karışıklığı var. İşin kötüsü Türkiye bugün söz konusu “eski vilayetler” ce (sadece onlar tarafından mı!) kimi kez hâlâ Osmanlı’nın devamı gibi algılanmakta ki, bu bambaşka bir konu…
Değerli okurum aynı eleştiri notunun devamında “AB ile müzakere eden bir ülke olarak Avrupalıları yabancı görmememiz gerektiğini” yazıyor.
Geçenlerde bir yazısında Nilgün Cerrahoğlu kimin kimi yabancı gördüğünü çok iyi anlatıyordu. Ben sayın okuruma, atladıysa eğer bu yazıyı internette bulup okumasını öneririm.
***
Son iki eleştiri “küreselleşme” ile ilgili. Buna göre, Avrupa Birliği “sermayenin entegrasyonuna daha yatkın” olsa da ” emeğin entegrasyonu için de bir fırsat olabilir” . Ve zaten , “şu küreselleşen dünyada” “tam bağımsızlık” kavramı, sadece bir fikir, bir inanç, hatta ütopyadan başka bir şey değildir…
Bu saptamalardaki yanılgıları birkaç cümlede irdeleyemem. Sadece şunu söylemekle yetineyim: Eğer siz kendi ayaklarınız üzerinde durabilme, kendi gücünüzle var olabilme fikrine, inancına, ütopyasına, adı ne olursa olsun o erdeme sahip değilseniz, iradenizi bir başka iradenin ipoteği altına koymuşsanız, kişi olarak da toplum olarak da herhangi bir karşılıklı, eşit, adil “entegrasyon” dan ve hele bağımsızlıktan söz etmeye zaten hakkınız yoktur…
Faks: (0212) 343 72 64
Ataol Berhamoğlu
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.