İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Beyler Vazgeçin Bu Sevdadan - Orhan Erinç

Nisan 17, 2008 - ORHAN ERİNÇ

Adalet ve Kalkınma Partisi, kendine özgü hukuk anlayışıyla, pek çok yasa maddesinde olduğu gibi 301′inci madde ile peşine taktığı 305′inci maddenin de cılkını çıkardı.


“Peki, cılkını çıkardı ama burnumuza kötü kokular gelmiyor” diyenler varsa, buradaki cılk’ın o anlamdaki cılk olmadığını belirtmem gerekiyor.
“Peki nedir?” diyenler olacağını da düşünüp, dönemindeki genç gazetecilerin “Efendi Baba” diye andığı Ahmet Mithat Efendi ‘ye (1844-1912) öykünerek bir parantez açtığımı varsayıp kısaca özetleyeyim.
Fes giyildiği dönemde, fesler de kalitelerine göre ayrılırmış. En kalitelisine de “şılık fes” denirmiş. Kalıbı kolay bozulmasın diye iki katlı çuhadan yapılır ve arasına hasırdan örülmüş bir parça yerleştirilirmiş. Bu parçaya “şılık” denirmiş. Elleye elleye, oynaya oynaya üstteki çuha incelir, sonunda hasır bölüm gözükürmüş. İşte “şılık’ı çıktı” deyimi bundan türemiş, söylenmesi zor olduğu için de cılık’a dönüşmüş.
Bu nedenle oynaya oynaya oluşturulan 301′inci madde için “cılkı çıktı” demek zorunluluğunu duydum.
***
301′inci maddenin değiştirilmesi için çaba harcayanların niyeti, ifade özgürlüğüne getirdiği engellerden arındırılmasıydı.
Bir de her canı isteyenin, davacı sıfatına sığınarak kızdıklarını hapis tehdidi altında tutma tutkularının sona erdirilmesiydi.
İktidar da başlangıçta, değişikliğin ifade özgürlüğünü genişletmek amacıyla yapılacağını söyleyip duruyordu.
Ama gayrı resmi tasarı gündeme geldiğinde görüldü ki amaç ifade özgürlüğünü geliştirmek değil, suç işlediği iddia edilecekler arasında ayrım yapmak.
Anayasadaki “…herkes ayrım yapılmadan kanun önünde eşittir” kuralı çoktan rafa kaldırılmıştı.
Hortumculuk, çetecilik, yolsuzluk konularında “bizden” ve “onlardan” ayrımı geçerli kılınmıştı.
Şimdi aynı yaklaşım, ceza uygulamasında da yaşama geçiriliyor.
Değişiklik önerisinin gerekçesinde şöyle deniliyor:
“İzin verme veya izin vermeme yetkisini kullanırken cumhurbaşkanını yargının alanına girmemeye veya yargıya müdahale anlamına gelecek değerlendirmeler yapmamaya özen göstereceği; sadece somut olayda dava açılması (açık duruşma yapılması ve olası bir hükümlülük kararı) kamunun/ülkenin yararına mı yoksa zararına mıdır değerlendirmesini yapacağı ve sonuçta hangi cevap ağır basarsa ona göre karar vereceği aşikârdır.”
Aynen yazdığım için Türkçe konusundaki kargaşanın ve bozukluğun sorumlusu olmadığını belirterek söyleyeyim.
Bundan sonra 301′inci madde sanıkları üçe ayrılacak.
1- Sıradan sanıklar
2- Yalnızca Türkiye’de tanınan sanıklar
3- Özellikle Avrupa Birliği’nde tanınan ve itibar gören sanıklar
İlk iki sıradaki sanıkların yargılanmasının ve mahkûm edilmesinin, AB’de tepkilere neden olmayacağı, böylece ülke için de bir zararı dokunmayacağı açık. “Ülke zararı” kavramı ancak, üçüncü sıradaki sanıklar için geçerli olabilecek ve gerekçeye göre de Cumhurbaşkanı izin vermeyerek Türkiye’yi koruyacak.
Bu yaklaşıma da “hukuk devleti, Türkiye’nin hukuku” denilecek.
***
İzin verme yetkisinin cumhurbaşkanına tanınması tartışılıyor.
Uzun yıllar Adalet Komisyonu Başkanlığı yapmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan da eleştirenler arasında.
Başbakan Erdoğan ise Adalet Bakanı’nın siyasal bir kimlik taşıdığını söyleyerek cumhurbaşkanıyla ilgili tercihinin doğru olduğu görüşünde.
Bizde adalet bakanlarının demek ki çift kişilikleri var. Hâkim ve savcıların özlük işleri ve atamalarını gerçekleştiren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı olarak siyaset dışında bir sanık için yargılama izni verip vermeme konusunda siyaset içinde.
İktidarın işlerine akıl erdirmek her gün biraz daha zorlaşıyor.
***
Bunlar yetmiyor gibi cumhuriyet savcılarının izin başvurularını ne zaman yapacakları da tartışmalı.
Öneriye göre izin alma süreci iddianame hazırlanması sonrasında başlayacak.
Yani cumhuriyet savcıları, olası sanığın ifadesini alıp suç işlendiğine karar verirlerse izin isteyecekler.
Oysa 159′uncu madde döneminde, suç işlediği iddia edilenler milletvekillerine tanınan ayrıcalıktan yararlanabilmekteydiler.
Bu tek benzerlik de ellerinden alınıyor. Çünkü cumhuriyet savcıları o dönemde iddianame değil fezleke hazırlayıp gönderirlerdi.
Bunu birkaç kez yargılanmış profesyonel bir sanık olarak biliyorum.
***
İktidara söylenebilecek birkaç cümle var. “Gelin bu işten vazgeçin, daha fazla elinize yüzünüze bulaştırmayın. İfade özgürlüğü, sayenizde şehir efsanesine dönüştü.”

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS