Eski Tas Eski Hamam - Orhan Erinç
Nisan 14, 2008 - ORHAN ERİNÇ
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon oranlarının, gerçekten enflasyonu yansıtmaktan uzak kaldığı iddiaları yeniden ve daha da yaygın bir biçimde tartışılmaya başlandı.
İktidara yakın yapılaşma yüzünden, aynı kurumun işsizlik oranlarına da kuşku ile bakanlar giderek artıyor.
Yıllık yüzde 4 enflasyon oranının “olsa olsa yöntemi” ile bile belirlenemeyecek düzeyde oluşu da esprilere konu ediliyor.
Yılın ilk üç aylık dönemindeki fiyat artışları bile 12 aylık tahmini solladıktan sonra ortada ciddiye alınacak bir durum kalmadığı açıkça görülüyor.
***
Aradan geçen yüzyıllara ve ekonomideki görülmemiş gelişme iddiasına karşın, Türkiye’nin geleneksel ticaret yapılanmasının günümüzde de sürmekte olduğunu, yapılan açıklamalar ortaya koyuyor.
Önce 410 yıl kadar geriye dönelim ve Sadrazam Sinan Paşa ‘nın padişah 3. Murat ‘a sunduğu arz tezkeresinden bir bölümü okuyalım. (Cumhuriyet/6 Şubat 1966)
“… Kadı duacılarınızdan sual olundukta; şimdiye kadar koyun ve kuzuyu kasaplar satagelmiştir. Hâlâ ekâbirden (ileri gelenlerden) bazısının koyun ve kuzu satması mutad olup madrabazlığa başlamakla koyun hadden (normalden) ziyade pahaya çıkıp kuzu dahi bu zamanda nihayet 40-50 akçeye bulunurken hâlâ (şimdi) 100 akçeye, 80 akçeye bulunur.)
Yine 40 yıl önceki araştırmaya göre etler üreticiden çıkıp tüketiciye ulaşıncaya kadar 5 elden geçiyor. Celep, komisyoncu, toptancı, mutavarsıt ve perakendeci kasap.
Son dönemde neredeyse sokak başında rastlanılan hiper ya da süper marketleri, Sinan Paşa’nın tezkeresinde andığı “ekâbir” tanımına sokarsak hiçbir şeyin değişmediği anlaşılıyor.
***
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar ‘ın 1 Nisan günü yaptığı açıklama da bu durumun somut bir belgesini oluşturuyor.
Bayraktar, “ürünün üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar geçtiği, hal-pazar ve market zinciri halkalarında önemli artışlara uğradığını” vurguluyor.
Gazete sayfalarında kalan şu bilgileri veriyor.
“Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkına baktığımızda yaş sebze ve meyvede yüzde 279′lara, kurutulmuş ürünlerde yüzde 170′lere, baklagillerde yüzde 246′lara ve hayvansal ürünlerde yüzde 176′lara kadar çıktığı görülmektedir. Görüldüğü gibi, üretici ve market fiyatları arasındaki makası, daha önceki açıklamalarımızda da ifade ettiğimiz gibi çok yüksektir.”
***
İşin ilginç yönlerinden biri de düşük enflasyon oranlarının pahalılık olmadığına ilişkin bir gösterge olarak sunulmaya çalışılması.
Oysa açıklanan (ve gerçeği yansattığı kuşkulu) oranlar pahalılık olmadığını değil, pahalılığın ne kadar artması gerektiği yolundaki resmi görüşü gündeme getiriyor. Menkul kıymetler borsası da açıldıktan sonra ekonomik haberler soyutlaşıverdi.
Muhabirlik günlerimizde bize “ekonomi haberlerinin okurun cebinden geçtiği” öğretilmişti. Bu nedenle de ayda bir kez, belirlenmiş yerlerdeki (örneğin Mısır Çarşısı) belirlenmiş dükkânlardan fiyatları alır, karşılaştırma yapardık. Bugün yalnızca TÜİK’in verileri ile yetinmek, beni şaşırtıyor. Bu yaklaşım, “Kimsede alacak güç kalmadı ki neyi araştıralım” anlamına geliyorsa bir şey diyemem ama yeniden sorarım “Pembe tablolar kimler için hazırlanıyor”?


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.