İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Demokrasi ve Laiklik - Ali Sirmen

Nisan 10, 2008 - ALİ SİRMEN

ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz ile Lehihg Üniversitesi öğretim görevlisi J. Barkey ‘in 5 Nisan tarihli Newsweek dergisinde yayımlanan yazılarını okuduğumda, kimi AB yetkililerinin demeçlerini gördüğümde olduğu gibi, yine hiç şaşırmadım.

Bu zatlar için önemli olan Türkiye’deki iktidarın kendi çıkarlarına hizmet etmesi, Ankara’nın istekleri karşısında uysal bir çocuk olmasıdır.

Onların ülkemizdeki “demokrasi” ve “istikrar” dan anladıkları budur.

Dikkat edilince açıkça görülür ki bu ölçütlere uymayan iktidarlar dönemi ne demokratik sayılır, ne istikrarlı ne de ilerici…

Artık “ilerici” sıfatı, küreselleşmenin büyük sermaye yararına dayattıklarını, sorgulamaksızın kabul eden, yerine getiren, kendi ulusal çıkarlarını hiçe sayıp, en kritik sektörlerde bile ulusal denetimi kaybetmeyi içine sindiren iktidarlardır. Demokrasiden murat ise, kendi kamuoyundan çok, dışarıdan yönetenlerin isteğine ve baskısına kulak veren onların tepkilerine açık olan rejimlerdir.

Yukarıda sözünü ettiğim yazı, bütün bu özellikleri gayet açık biçimde gözler önüne seriyor.

Bu tür tepkilerin sahipleri, içerdeki “entel - liboş” (liboş sözcüğü salt liberal kavramını karalamamak için seçilmiştir, hakaret maksadıyla değil) uzantılarıyla birlikte garip bir karşıtlık da yaratıyorlar: “Laikler ve demokratlar.”

****

Bu ayırımın yapay olduğu, demokrasiyi bilen herkesin malumudur. İnanç özgürlüğünün güvencesi olan laiklik olmadan, hele hele dini yanı ağır basan toplumlarda demokrasi olamayacağını herkes bilir. Bilmeyenler de, yöneticilerin seçimle işbaşına geldikleri İran İslam Cumhuriyeti örneğiyle gerçeği öğrenebilir.

Kısacası her demokratik rejim kaçınılmaz olarak, laik olmak zorundadır.

Ama otomatik olarak bunun tersini, yani her laik rejimin demokratik olduğunu söylemek yanlıştır.

Ama burada ince bir ayırımın özenle üzerinde durmak gerekir. Laik rejim toplumun bir bölümünün inanç özgürlüğüne saygı gösterirken öbürlerinin inançlarını görmezden gelemez. Öyle olduğu zaman, rejim kendi laik niteliğini yitirmiş olur.

Bu yüzden katı laiklik deyimi, çağımızda anlamını yitirmiş bulunmaktadır. Belki de Fransa veya ondan esinlenmiş ülkelerin ilk laiklik dönemlerinde geçerli olan bu anlayış artık tarihe karışmış bulunmaktadır.

Bir rejim inanç özgürlüğüne saygılı olabilir, bu açıdan da laik sıfatını hak edebilir, ama kimi siyasi veya bireysel özgürlüklere saygı göstermeyerek demokratik olmayabilir. Bu gerçeğin altını çizmeliyiz.

****

Bizim Türkiye’de savunduğumuzsa anayasanın 2. maddesinde de ifadesini bulmuş olan “laik, demokratik, hukuk devleti” dir.

Bunların hiçbirinin birbirine önceliği ve üstünlüğü yoktur ve bunlar birbirlerinden ayrı olarak ele alınamazlar.

O yüzdendir ki “Laikliği korumak için demokrasiyi feda edebilir miyiz” görüşü bir anlam taşımaz.

Peki, bu niteliklerden biri ortadan kaldırıldığı zaman ne olacaktır?

Tabii ki rejimin demokratik niteliği çiğnenecektir.

O zaman bu niteliklerin herhangi bir erk tarafından çiğnenmemesi için ne yapılmalı?

Örneğin laikliğin çiğnenmesi halinde, artık meşru müdafaa hali söz konusu olduğu düşünülerek iktidar darbeyle mi devrilmeli?

O zaman yine 2. maddeye aykırı davranılmış olmayacak mı?

Bizim demokrasimiz, bunun çaresini, anayasal ihlallerin anayasal yargı denetimiyle saptanması ve engellenmesi yoluyla bulmuştur ki birçok gelişmiş demokrasi de aynı şeyi yapmaktadır.

Yani Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyla, laikliği demokrasiyle koruma mekanizmasını harekete geçirmiştir.

Bu açık gerçeği görmeden yapılan yorumlar ve sınıflandırmalar, demokrasi kavramını kavramamış, çıkar amaçlı çıkışlar olmaktan öteye geçemezler.

asirmen@cumhuriyet.com.tr

Ali Sirmen

Cumhuriyet

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS