Hristofyas′ın savunduğu “BM ve AB ilkeleri temelinde çözüm” ne demektir ? Milli politikamız ne olmalıdır? - SABAHATTİN İSMAİL
Nisan 08, 2008 - SEBAHATTİN İSMAİL
Hristofyas, seçildiği günden beri her gün yaptığı açıklamalarda, şu 3 hususun altını ısrarla çizdi:
1- Annan Planı ölmüştür, tarih olmuştur…
2- Çözüm BM ve AB ilkelerini gözetmelidir…
3- Türkiye, AB′a karşı yükümlülüğü olan ek protokolü onaylamalı ve uygulamalıdır, aksi halde üyelik müzakereleri ilerlemez, tam üyelik gerçekleşmez
ANNAN PLANI ÖLDÜYSE NE İSTİYORLAR?
Hristofyas, ” Annan Planı ölmüştür” derken haklıdır…
Bir planın yaşam bulması için ilgili tüm tarafların o plana onay vermesi gerekmektedir…
Rum Halkının %75′i, daha kısa sürede daha çoğunu isteyerek Annan planına HAYIR dediğine ve Türklerle bir ortaklık kurmak istemediklerini net bir şekilde ortaya koyduklarına göre, KKTC′nin tanınmasını talep etmek yerine, hala ” Annan Planı temelinde birleşik Kıbrıs” diye Hristofyas′ın peşinde yalvar-yakar koşmak, teslimiyetçilik değilse nedir?
Peki, Rum Halkı Annan Planına karşı çıktığına göre ne istiyor? Ne istediğini yukarıda aktardığım 2. maddede ortaya koymuştur:
- BM ve AB ilkelerini eksiksiz koruyan bir çözüm…
BM VE AB İLKELERİ TEMELİNDE ÇÖZÜM NEDİR?
O zaman soru şudur:
- BM ve AB ilkelerini eksiksiz içeren bir çözüm ne demektir?
Şu demektir:
- Kıbrıs Türkleri ve Türkiye, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin ( Rum devletinin) birliğini, bölünmez bütünlüğünü, tüm ada üzerindeki egemenliğini tanımalıdır…
- Bu devletin BM ve AB üyeliğini ve tüm uluslararası kuruluşlarda Kıbrıs′ın bütününü ve Kıbrıs Türklerini de temsil ettiğini tanımalıdır…
- Kıbrıs Türkleri, kurmuş oldukları, kendi deyişleriyle “sahte devlet KKTC′yi” dağıtmalıdır…Kıbrıs Türkleri “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne katılmalıdır…
- BM ve AB üyesi bir ülkede, kendi deyişleriyle “yabancı işgal orduları” bulunamayacağı için, Türk askerlerinin tümü adadan çekilmelidir…
- “Yabancı” devletler BM ve AB üyesi bağımsız bir ülkenin rızası hilafına garantörü olamayacağı için garanti anlaşması feshedilmelidir
- AB üyesi bir ülkede serbest dolaşım, serbest yerleşme ve serbest mülk edinme denen 3 özgürlükler kısıtlanamayacağı için Rumların Kuzeyde serbestçe dolaşmaları, mülk almaları ve yerleşmeleri kısıtlanmamalıdır…
- BM ve AB üyesi bir ülkede, insanların mülklerine gidememesi kabul edilemeyeceği için tüm Rum göçmenler Kuzeydeki eski mülklerine geri dönmelidir…
İşte Yunanistan ve Rum yönetimi yetkililerinin ” BM kararları ve AB normlarına dayalı çözüm” derken kastettikleri, böyle bir “çözümdür”…
Bir başka deyişle, tüm Kıbrıs′ın tapusunun kendilerine verilmesi, Türk Halkının Rum devletine yamalanması, 1974 öncesine dönüş ve Türkiye ile Kıbrıs′ın bağlarının koparılmasıdır…
Bunu anlamamak ve Hristofyas′ı hala “Türk dostu, ılımlı ve çözüm yanlısı” ” olarak nitelemek için, ya KKTC′de ve Türkiye′de yaşayan Rum muhibbi cahil bir solcu, ya aptal bir siyasetçi, ya da “barış, çözüm, statüko” diye diye cep dolduran satılmış bir kalem olmak gerekmektedir…
TÜRKİYE′NİN EK PROTOKOLÜ UYGULAMASI
Zaten, hemen 3. vurgulamalarında devam ederek Türkiye′nin, Rum devletini tanıması anlamına gelen ek protokolü TBMM′de onaylaması ve 2006′dan önce mutlaka uygulamaya koyması isteniyor…
Bu yapıldıktan sonra ise Türkiye′den Rum devletini, tüm Kıbrıs′ın meşru hükümeti olarak tanıması ve Ankara′da Büyükelçilik açması istenecektir…
Böylece, Kıbrıs sorunu da Rum-Yunan tarafının istediği gibi onların milli çıkarları temelinde çözülmüş olacaktır…
İşte, satılmış Holding basınının ve Yunan muhibbi satılmış kalem erbabının “Türk dostu ve ılımlı” olarak nitelediği Hristofyas′ın savunduğu çözüm böyle bir çözümdür…
Ne yazık ki, AKP, Talat, CTP-ÖRP hükümetlerinin dış güçlerin istediği şekilde izledikleri gayrı milli, milli hedeften yoksun, teslimiyetçi, evet efendimci politikanın 5 yıl içinde bizi getirdiği nokta budur:
- Rum- Yunan ikilisinin cesaretlendirilerek “BM ve AB ilkeleri temelinde çözüm” söylemeleri ile Kıbrıs′ın tapusunu talep etmeleri….MİLLİ POLİTİKA NE OLMALI?
Artan Rum-Yunan cüretine karşı izlenmesi gereken milli politika, aptallığı bir yana bırakıp, KKTC′nin bağımsız-egemen varlığını ve sonsuza dek yaşamasını ve Anavatan′ın etkin ve fiili garantörlüğünü kararlılıkla ve ödünsüz olarak savunmaktır…
KKTC; Kıbrıs Türk Halkının ve kopmaz-ayrılmaz bir parçası olduğu büyük Türk Ulusunun Kıbrıs adasında, tarihten, coğrafyadan ve uluslararası anlaşmalardan gelen tartışmasız ulusal çıkarlarının ifadesidir, sembolüdür, koruyucusudur…
Anadolu′nun güvenliğinin, Türkiye′nin Doğu Akdeniz′deki etkinliğinin, Anadolu′nun toprak bütünlüğünün ve adadaki bağımsız Türk varlığının sonsuza dek korunmasının teminatıdır…
“Birleşik Kıbrıs, barış, çözüm, kazan kazan, çözümsüzlük çözüm değildir, BM ve AB ilkeleri temelinde çözüm” veya başka bir ad altında KKTC′nin tasfiyesi ve egemenliği olmayan bir eyalete dönüşmesi demek, Türk ulusal çıkarlarının yok edilmesi, anlaşmalardan kaynaklanan meşru hak ve çıkarların terk edilmesi, Anadolu′nun parçalanmasına kapı açılması demektir…
Böyle bir şerefsizliği Türk Ulusuna dayatmaya kimsenin gücü yetmeyecektir..


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.