‘Milli İrade Kalkanı!’ - Nilgün Cerrahoğlu
Nisan 05, 2008 - Genel
“Milli irade” diyor da başka bir şey demiyor.”Milli irade hedef alınıyor!” diye yeri göğü inletiyor Başbakan: “Kimse kendini milli irade üzerinde görmesin. (Kapatma davası) AKP’yi değil, milli iradeyi hedef alıyor. Demokrasi bu kadar ucuz mu? Millet iradesi hiçe sayılarak hukuk tesis edilemez!”
RTE bu “milli irade” söylemini artık öyle abarttı ki Bahçeli bile dayanamayıp sonunda bir “milli irade kalkanından” bahsetti. Baykal da “milli irade hamasetinden” söz etti…
Yani liderlerimiz farkında!
“Milli iradenin”; “kalkan” ya da “hamasete” dönüştürülebilen, araçsallaştırılabilen bir şey olduğunun farkındalar…
Bu da bir gelişmedir.
Her musibetten bir hayır doğar misali, “AKP-RTE vakası” sayesinde belki artık “dokunulmaz kutsallık” atfedilen bu “milli irade” söyleminin, “çoğulcu demokrasilerle” bağdaşmadığı anlaşılır.
Çoğulcu olmayan demokrasi dili
“Demokrasi jargonunda” böyle bir kavram yok çünkü.
Yurtdışında onca yıl gazetecilik yaptım. “Milli irade” adına pozisyon alan tek demokratik lider görmedim…
Kaderimizin barışmadığı Avrupa demokrasilerinde liderler, “seçmen” ya da “yurttaş” adına konuşurlar.
“Seçmen/yurttaş” ifadesi çünkü tek vücut-monolitik-amorf bir blok değil; “çeşitlilik” yani “çoğulculuk” içerir.
Türkiye’de “demokrasi dili” henüz çoğulcu değil.
Demokrasiden bahsedebilmek için, öncelikle bu dilin değişmesi, değişebilmesi gerekir.
Fransız, İtalyan, İspanyol liderlerin ağzından, “yurttaşlar” -”les citoyens”, “i cittadini”, “los ciudadanos”- sözcüğünü çok duyarsınız.
“Milli irade” -”volonte nationale”, “volanta nazionaie”, “voluntad nacional”- şeklinde bir ifadeye tanık olmazsınız.
İsterseniz şöyle bir deney yapın: “Google” a girin ve “milli irade”nin yabancı dillerdeki bu karşılıklarını yazın. Karşınıza çıkan ilk haberin Erdoğan’ın AKP davası bağlamında verdiği Ali kıran, baş kesen “milli irade” vaazları olduğunu göreceksiniz. Sarkozy; Prodi, Zapatero söylemlerinde bu üsluba karşılık veren bir “milli irade” referansı bulamazsınız.
Bulamazsınız çünkü “milli irade”; “çoğulculuk” barındırmayan “tek parti” döneminden kalma bir kavramdır.
Çok partili demokrasilerde siyasi partiler, tapulu arazi gibi “milli iradeyi” bir başlarına sahiplenemezler.
Çoğunluk iradesinden söz etmek adına kullanılabilecek tek kavram “halk iradesi” olabilir. Ama “halk iradesi” de “milli irade” demek değildir.
“Halk iradesi” katılımcılık içeren bir “egemenlik kaynağını” ifade eder.
“Halk iradesi=milli irade” şeklinde bir önkoşul ya da kabul olamaz…
AKP, CHP, MHP, DTP seçmenlerinin tercihleri “halk iradesinin” sonucudur. Bu partilerin her biri “milli irade” nin ortağıdırlar. Ancak hiçbiri toplam ve toptancı bir “milli irade” adına konuşamaz…
Türk usulü ‘biçimsel demokrasi’
AKP’nin oy oranı yüzde 47.
“Milli irade” adına yüzde 47 dayatıldığında, yüzde 53′ün iradesi (ki bu da bir “halk iradesi” ) ne oluyor? Sıfır!
RTE ‘nin “milli irade” söyleminde “yüzde 53=0″ !
Böyle şey olur mu?
“Halk iradesi” denildiğinde, içine yalnız iktidar partisinin değil, muhalefet ve azınlığın görüşleri de katılıyor. Muhalefet iradesi de dikkate alınıyor. Muhalefet hiçe sayıldığında, “halk iradesi” toptan sıfırlanmış, hiçe sayılmış oluyor.
“Halk iradesiyle”, “milli irade” böylesine farklı kavramlar.
Halktan aldığınız egemenlik ve “meşruiyet kaynağı” size sadece “hükümet etme hakkı” verir.
“Milli iradenin” tapulu mülkiyetini vermez.
İktidar yani “hükümet etme hakkının sınırları” ise hukuk devleti, frenler-dengeler sistemi, medya, sivil toplum gibi unsurlarla denetlenir.
Tartışılmaz, paylaşılmaz bir güç tekeli değildir demokrasi.
Demokrasi=sandık değildir.
İktidar= “milli irade” hiç değildir.
Demokrasilerde iktidarların sınırları vardır.
Sandığa indirgenen demokrasiler, “biçimseldir.” Bizim demokrasimiz işte böyle “biçimsel bir demokrasi.” Özü olan demokrasiler oysa ki -yukarıda saydığım denetim mekanizmaları aracılığıyla- “iktidarların yurttaşlara hesap verdiği” sistemlerdir.
“Kendi iradesini” dayatmak adına “milli irade kalkanını” kullanan AKP, iktidar denetimi kabul etmiyor. Ve “Bu bir yargı darbesidir!” diye zeytinyağı gibi üste çıkıyor.
Devenin “nerem doğru?” hikâyesi var ya. O hesap.
Nilgün Cerrrahoğlu
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.