YUNANİSTAN’IN KÜRDİSTANI : MAKEDONYA-Nejat TARAKÇI
Mart 31, 2008 - Genel
Dağılan Yugoslavya’nın ardından 1991′de bağımsızlığını ilan eden Makedonya, Yunanistan’la komşu oldu. Yunanistan, aynı adı taşıyan idari bölgesinde istikrarsızlığa neden olacağı gerekçesi ile yeni kurulan bu devletin ismine itiraz etmiş, Makedonya Cumhuriyetini ancak, Eski Yugoslavya Makedon Cumhuriyeti (Former Yugoslav Republic of Macedonia) olarak tanımış ve bunu NATO ve AB dokümanlarına rezervasyon koyarak kendi istediği şekilde kayıt altına almayı başarmıştır. Ancak aralarında ABD ve Türkiye’nin de bulunduğu yüzü aşkın ülke, yeni devleti Makedonya olarak tanımıştır. NATO’nun Nisan 2008′de Bükreşte yapılacak zirve toplantısında Ukrayna ve Gürcistan ile birlikte Makedonya’nın da NATO üyeliğine davet edilmesi beklenmektedir. Yunanistan ise bu isimle anılan devletin NATO üyesi olmasını veto edeceğini açıklayarak problemin uluslararası bir karakter kazanmasına neden olmuştur. BM arabuluculuğunda yapılan görüşmelerden henüz bir sonuç alınamamıştır. Şubat ayı içinde BM arabulucusu Nimetz her iki ülkeye 5 alternatif yeni isim önermiştir. Bunlar;
• Anayasal Makedonya Cumhuriyeti (Constitutional Republic of Macedonia)
• Demokratik Makedonya Cumhuriyeti ( Democratic Republic of Macedonia)
• Bağımsız Makedonya Cumhuriyeti ( Independent Republic of Macedonia)
• Yeni Makedonya Cumhuriyeti (New republic of Macedonia)
• Yukarı Makedonya Cumhuriyetidir ( Upper Republic of Macedonia)Kimse Yunanistan’ı kesin olarak anlamamaktadır. Açıkça dile getirilmemekle birlikte, Yunanistan’ı korkutan, endişelendiren ve ürküten orada yeni bir devletinin kurulması değil, Makedonların yaşamasıdır. Yunanistan, kendi topraklarındaki Makedon kökenlilerle uzun vadede oluşacak etnik ilişkilerin, toprak bütünlüğünü tehdit eder hale gelmesinden ciddi şekilde endişe duymaktadır. Veto tehdidi şeklinde ortaya çıkan bu radikal siyasi reaksiyon, bunun açık bir göstergesidir. Bu açıdan bakıldığında, Yunanistan’ın Makedonya sorunu ile, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki Kürt otonom idari yapısının Irak’tan bağımsız bir Kürt devletine dönüşmesi sorunları benzerlik göstermektedir. Soğuk Savaş sonrası dünyamızın içine girdiği, ulus devletlerin parçalanarak etnisiteye dayalı mikro cumhuriyetlerin (siyasal oluşumların) kurulması eğilimi gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu kapsamda dünya coğrafyası yeniden şekillenirken, Jeopolitik biliminin sağlam ve güçlü bir devlet için, öncelikle tercih ettiği homojen bir etnik yapıya dayalı nüfus konsepti de, doğruluğunu kanıtlamaktadır. Her iki ülkenin endişe ve korkularını aynı temelde değerlendirmek yerinde olacaktır.
Bahse konu yeni siyasi oluşumların temelinde ise, her şeyde olduğu gibi ekonomik faktörler tayin edici bir rol üstlenmektedir. 19. yüzyılın Keynesci ekonomik modelinin, Küresel Ekonomik Sisteme dönüşmesi, ilerleyen teknoloji ile hizmet ve finans sektörlerinde sınırların kalkması nedeniyle, artık aynı ülkede yaşayan farklı etnik, din ve kültürlerden gelen insan gücüne giderek daha az gereksinim dutyulmaktadır. Newyork’taki bir müşterinin pizza siparişinin Hindistan’ın Delhi şehrinden alındığı bir ekonomik sistemle karşı karşıyayız. Bir Avrupa örneği olarak, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, Avrupa’nın çok kültürlülüğünün bir aldatmacadan ibaret olduğunu söyleyerek sosyolojik gelişmelerdeki gerçeği açıkça itiraf etmiştir. Doğal kaynakların hakim güçlerin eline geçtiği bir düzende, ülkelerin aldıkları pay gün geçtikçe azalmaktadır. Ekonomik sıkıntılar doğal ve öncelikli olarak o ülkedeki yabancıların ayıklanmasını (tasfiye) veya asimilesini akla getirmektedir. Avrupalılar artık kendi dillerini konuşmayan yabancılara tahammül etmekte zorlanmaktadırlar. Bu açıklamalar ışığında Yunanistan’ın sadece Makedonya ismi ile ilgili ulusal çıkarlarını korumaktaki 18 yıldan bu yana devam eden kararlı duruşunu ve tutarlı politikasını taktir etmemek mümkün değil. Bu kararlı politikalara, 34 yıldır sürdürdüğü Kıbrıs, 72 yıldır sürdürdüğü Karasularını da dahil etmek mümkündür. Türkiye’nin ise Kıbrıs ve Irak başta olmak üzere tüm dış politik alanlarda tutarlı ve kararlı bir politikası olduğunu söylemek ise çok zor. Sadece 5 yıl önce Irak’ta ileri sürdüğümüz kırmızı çizgilerimiz yok olduğu gibi, NATO’da müttefik olduğumuz ABD tarafından askerlerimiz tutuklanarak ulusal onurumuzun rencide edilmesine de ses çıkarılmamıştır. Ekonomik yönden kıskaca alınan Türkiye, ABD-İsrail ağırlık empozelerle ulusal çıkarlarına uygun olmayan bir istikamette sürüklenmektedir


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.