Cumhuriyet’le Hesaplaşma! - Mustafa Balbay
Mart 23, 2008 - MUSTAFA BALBAY
Binlerce okur mesajından biri şöyleydi:
“Gazetemi açtım, İlhan Selçuk’un sütununu bembeyaz görünce bir an kendimi boşlukta hissettim. Sahipsiz olduğumuzu düşündüm, ağlamaya başladım…”
Cumhuriyet okurlarının İlhan Selçuk’la bütünleşmiş olması elbette bildiğimiz durum, ama böylesi dönemlerde dayanışmanın ve duyguları paylaşmanın önemi ayrı…
Bu bağlamda Cumhuriyet’i-İlhan Selçuk’u yalnız bırakmayan okurlara teşekkür borcumuz var. Önümüzdeki dönem her şeye gebe. “Umutsuzluk yalnızlıktan doğar” sözünü unutmadan, hiçbir ayrılık lüksüne kaçamadan ortak paydalarda buluşmak durumundayız.
Unutmamalıyız ki; hiçbirimiz hepimiz kadar güçlü değiliz.
İlhan Selçuk olayının yargı boyutu kendi süreci içinde işliyor. Olayın temeli, tarihsel…
21. yüzyılın ülkemiz içindeki ve çevresindeki gelişmelerini dikkate aldığımızda yaşanan şudur:
Cumhuriyetle tarihsel bir hesaplaşma!
Bu hesaplaşma, elbette sürpriz değil. Karşıdevrim birikiminin patlama yaptığı bir dönemden geçiyoruz.
Bu tür patlamaların sonucunu önceden kestirmek zordur; bir bakmışsınız, patlamanın altında patlatan kalmış!
***
Elimizdeki bilgiler İlhan Selçuk’un Ergenekon operasyonu çerçevesinde gözaltına alındığı yönünde. Bu operasyonla ilgili dikkati çekenleri sıralayalım:
1- Aradan 8 ay geçti. Operasyonun iddianamesi yok, ama kitabı var. Daha bu operasyonla ilgili olarak tutuklananların, soruşturulanların suçunun ne olduğu “iddia olarak bile” ortaya atılmadan, iddialı bir kitap olarak piyasaya çıktı.
2- Son yılların en önemli olaylarının “dava açma aşaması” yılın yarısını bulmayan sürelerde tamamlandı. Ergenekon soruşturmasını yürütenlerin zaman kaygısı yok. Koymuşlar soruşturma kazanını, gerekli bulduklarını içine atıyorlar.
3- Olayın en önemli boyutu medya. Ergenekon’a özel bir çete medyası oluştu. Önce bu medya aracılığıyla belirlenen kişiler hedef seçiliyor, ardından “genişletilen” soruşturma, onları da kapsıyor. Bu “medya timi” nin başarıları ileride elbette yazılır.
***
Bir an gözaltına alınanın İlhan Selçuk değil de, AB katında “fevkalade alakaya mazhar” bir gazeteci olduğunu düşünelim…
Şunlar yaşanırdı:
1- İlk açıklamayı AB yapardı. Daha suçunun ne olduğu belli olmadan böyle bir gözaltı şiddetle protesto edilirdi. Türkiye’de hukukun olmadığından girilir, insan haklarından çıkılırdı.
2- İkinci açıklamayı hükümet çevreleri yapardı. Türkiye’nin demokratikleşme ve özgürleşmede çok mesafe aldığı, ama bu tür şeylerin de önlenemediği ilan edilirdi.
3- Uluslararası kuruluşlar hemen Türkiye’yi kantara koyar ve “demokrasisi eksik” ülkeler sınıfının dibine yerleştirirdi. Gazetecinin köşesindeki boş sütunlar “dolaylı sansür” olarak tanımlanırdı.
Ama gözaltına alınan İlhan Selçuk olunca yukarıdakilerin hiçbiri yaşanmadı.
Yanlış anlaşılmasın, onlardan bir şey istemiyoruz. Ama bu ikiyüzlülüğü, demokrasi sahtekârlığını görmezlikten de gelemeyiz.
Biz sırtımızı dış desteğe, özel fonlu örgütlere değil, Cumhuriyet çınarına dayıyoruz…
İlhan Selçuk çınarına dayıyoruz…
İlhan Selçuk da kendisini bu çınara dayıyor!


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.