Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya’nın 17 Ocak 2008 Tarihli Tarihsel Açıklamasına İyi Bakmak Gerekir - Taylan Sorgun
Mart 21, 2008 - TAYLAN SORGUN
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya 17 Ocak 2008 günü yaptığı açıklamada önemli uyarılarda bulunmuş ve adeta “iddianame”nin gelebileceği haberini de vermişti.
Ve iddianame gelmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya’nın 17 Ocak 2008 günü yaptığı açıklamayı burada geniş bir şekilde yorumlamıştım. İdianame’nin üzerindeki tartışmalar devam ederken, TBMM de ki ikinci Ana Muhalefet Partisi konumunda bulunan MHP’nin Lideri Devlet Bahçeli siyaseten önemlinin de ötesinde bir açıklama yaparak AKP’yi ve bazı çevreleri uyarmış. “…Anayasa ile oynamayın…” demiştir. 1- BAŞSAVCI VE CUMHURİYET…
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya’nın 17 Ocak 2008 günü yaptığı açıklama Yüksek Yargı’nın tarihsel bir açıklaması, uyarısı olarak da yorumlanabilir, Yalçınkaya, o açıklamasının birinci bölümünde şöyle demiştir: “…Siyasi partiler siyasi amaçla veya siyasi menfaat temin ve tesis eylemek maksadıyla dini, dini hissiyatı, dince kutsal tanınan bu hususları alet ederek propaganda konusu yapamazlar, istismar edemezler, kötüye kullanamazlar…” Peki buna itiraz edebilecek olanlar var mıdır?
2- “AZINLIKLAR İDDİASI OLMAZ”…
17 Ocak 2008 günü yapılan açıklamanın öteki bir bölümünde şöyle denilmektedir: “…Cumhuriyet ülkesi üzerinde milli veya dini kültür ve mezhep ve ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğu ileriye sürüleceği gibi, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek yaymak yolu ile ülke üzerinde azınlıklar yaratmak millet bütünlüğünün bozulması amacı güdülemez…” Yalçınkaya’nın bu sözlerine de iyi bakmak gerekmektedir. Bu sözler, ulus, milli ve üniter yapılı devlet esası üzerinde ki siyasetlere karşı da yapılmış bir uyarı idi. 3- DEVLETİN TEKLİĞİ…
Yalçınkaya’nın hazırladığı iddianame öncesindeki tarihsel Yüksek Yargı uyarısının devam eden bir bölümünde şu ifadelere yer verilmişti: “…Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacı güdülemez, bu yolda faaliyetlerde bulunulamaz. Bu kuralları görmezlikten gelmek azınlık yaratmak devletin tekliği ilkesini zayıflatır. Dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak, bu kavram ve görüşlere dayalı devlet düzeni kurmak amacı güdülemez…” Yalçınkaya’nın bu uyarısı Türkiye üzerinde ayrılıkçılık, bölgecilik siyaseti yapan” iç ve dış çevrelere, merkezlere karşı da tarihsel bir uyarı niteliği taşınmıştır.
4- HAK VE HÜRRİYETLER…
Yalçınkaya’nın “tarihsel” diyebileceğimiz 17 Ocak 2008 tarihli açıklamasında hak ve hürriyetlerin istismar edilemeyeceği de belirtilerek şöyle denilmektedir: “…Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetler devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünü bozmak, insan haklarına dayalı demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmak amacıyla kullanılamaz…” Şimdi bir soru: Buna itiraz edebilecek bir tek kişi var mıdır? Ha tabii itirazı olan kimi iç ve dış çevreler de vardır. Onlara göre adeta “demokrasi şemsiyesi altında” herşey mübahtır ki, bu da demokratik rejimin bizzat istismarıdır. 5- DEVLET VE POLİTİKA…
Bakınız Yalçınkaya, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini de kapsayan 17 Ocak 2008 tarihli açıklamasında şu görüşlere de yer vermiştir ve şöyle demektedir: “…Bağımsız ve egemen olan her devletin, partiler üstü bir politikası vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet politikası, işgal güçlerinin yurttan çıkarılıp, Lozan Antlaşması sonucu ülke sınırlarının yeniden belirlenmesi ve kurucu devlet, kurucu meclis tarafından yapılan 1924 Anayasası ile belirlenmiştir. 1982 Anayasası ile de anılan devlet politikası değiştirilemez hükümleri de konulmak sureti ile koruma altına alınarak başlangıç hükümleri ve ilk dört madde açıklanmıştır…” 6- BEN YAPTIM ANAYASASI…
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu açıklamasında “…Ben seçildim, dilediğimi yaparım, kendi siyasama göre Anayasa da yaparım, devlete kendi siyasama göre yeni bir düzen veririm…” siyasetinin de Anayasa’ya ve Cumhuriyet’in kuruluş esaslarına göre mümkün olamayacağını ifade etmiş olmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya 17 Ocak 2008 günü yaptığı bu açıklamada bulunduğu konumun tarihsel sorumluluğunu da belirmiş olmaktadır.
7- “ÇATIŞMAYA GÖTÜRÜR”…
Bakınız, Yalçınkaya o tarihsel de denilebilcek açıklamasında, son bölümünde şöyle de demektedir: “…Cumhuriyet’in temel ilkelerini, 85 yıllık kazanımlarını yok saymak, özgürlük ve çağdaşlaşma yerine dini esasları çerçevesinde ele alarak etnik gruplara, mezheplere, ırkçılara haklar vermek olarak görmenin ve tartışmanın ülkeye yarar getirmeyeceği, halkı önce bilinçlendirmeye, ayrıştırmaya sonra da çatışmaya götüreceği açıktır…” Yalçınkaya’nın bu sözleri de Türkiye üzerindeki ayrılıkçı, bölücü ve ulus devleti parçalayıcı bazı merkezlere karşı yapılmış bir uyarı olarak da görmek mümkündür. Türkiye üzerindeki yanlış hevesleri olanların “siyasetlerinin farkında olunduğunun da” mesajlarıdır.
8- UYULACAK ESASLAR…
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya yasalarda yapılabilecek deşikliklerin nasıl olması gerektiğini de şöyle ifade etmiştir: “…Önerilecek deşikliğin kendisi temel demokratik prensiplerle Anayasa’da belirtilen insan hakları ve Atatürk milliyetçiliği ile, laik, sosyal hukuk devleti ile bağdaşmalıdır…” peki şimdi sormak gerekmektedir. Yalçınkaya’nın bu tarihsel açıklamalarına karşı itiraz edebilecek bir tek nokta varmıdır. Haa ama tabii kimi çevreler, merkezler tabii ki buna itiraz edebilirler. Ancak sonunda sükut-u hayallerini de yaşarlar. 9- ÖN UYARI İDİ…
Yalçınkaya’nın 17 Ocak 2008 günü yaptığı ve 18 Ocak 2008 günü medya da yer alan açıklaması, iddianame öncesi bir “ön uyarı” olmuştur. Eğer hatırlanırsa Yalçınkaya’nın bu ön uyarıları da ertesi günü bu sütunda yorumlanmıştı. Ancak “…uyarılan…” çevreler bu uyarıyı bir önce uyarı olarak görememişlerdir. İşte orada kendi hatalarını yapmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya’nın “ön uyarı” ardından getirdiği iddianameye karşı ağır sözlerle karşı çıkanlar önce hangi tarihsel hatalar içinde olduklarını görmelidirler. Şu sözlerin basitliğine bakınız, “…İddianame Ergenekon’u örtmek içinmiş…” Şimdi işte laf diye buna denilir. Bu sözler söylenirken acaba akıl baştamıydı? 10- BAHÇELİ AÇIKLAMASI…
TBMM’de ikinci Ana Muhalefet partisi konumunda bulunan MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin siyasi iktidarın yargıyı etkisizleştirme maksadına dayanan düzenleme hazırlıklarına karşı çıkarak, “…Rejimi tehlikeye atabilecek bunalımlara davetiye çıkarılmamalı…” demiştir. Teröre siyasi çözümcülük siyasetine de değinen Bahçeli’nin bu yoldaki açıklaması da “siyasi çözümcü Washington ve öteki çevrelere” bir başka uyarıdır. Öyle görülmeketedir ki, AKP yapmak istediği Anayasal değişikliklerde MHP ve Ana Muhalefet Partisi CHP den destek göremeyecektir. Bir tek DTP grubu kalmaktadır. MHP Lideri Bahçeli’nin açıklaması doru ve tutarlı bir siyaset olarak görülmüştür. Bunun neticeleri de zaman içinde anlaşılacaktır. Görülmüştür ki, AKP siyasi iktarı Türban meselesini siyasi rant olarak gündemde tutmak istemektedir.
11- PARTİLERE GÖRE OLMAZ…
Bu arada CHP Lideri Deniz Baykal da sıkıntılı bir dönemden geçildiğini belirterek, “…Biz kendimize göre hukuk yaparız olmaz… Partiler ve kişiler gelir, geçer. Ama kişiler ve partiler gelip geçmemesi için kendilerine göre hukuk yaparlarsa sadece o kişiler ve partiler değil ülke de çok ağır bedel öder…” demiştir.
12- O ANAYASA ARTIK OLMAZ…
Bu yaşananlar şunu da göstermektedir: AKP siyasi iktidarının tarihsel bir hata ile hazırladığı ve Washington ile Brüksel Çevrelerinde tartışmaya açılan, Anayasa hukukunda olmayan tabirle “…Sivil Anayasa…” da denilen o Anayasa yapmak iddiası da artık yerine getirilmeyecektir. Siyasi iktidarın Aanayasal kurumlarla çatışma içine girmesi ise görülecektir ki, kendi talihsizliği olacaktır. Bakınız, Show TV de meslekdaşımız Ali Kırca’nın bir kamuoyu yoklaması olmuştu. AKP yükseklerde görülmüştü. O yükseklik AKP teşkilatı yükselmesidir. Ben de sokaklardaki vatandaşlarla konuştum. Söyledikleri şudur: “…Yargıya karşı bunlar söylenir mi…?” O ağır ve haksız eleştiriler not edilmiştir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.