İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

AKP’ye Dava Açıldı… - Server Tanilli

Mart 21, 2008 - SERVER TANİLLİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, “Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle, AKP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.

Bekleniyordu.

Sayın Yalçınkaya, kuşkusuz, görevinin bilincinde bir başsavcı olarak hareket etmiştir.
 

Adı, Cumhuriyet tarihine geçecektir.
 

İçinde bulunduğumuz günler ve önümüzdeki birkaç ay da, bu davanın -içerde ve dışarda- yankılarıyla dolup taşacaktır…
 

*
 

Bu dava, büyük bir olasılıkla, sonunda partiyi kaparken, 71 kişilik bir listede bulunanlara da siyaseti yasaklayacaktır.
 

Yani konu ciddi!
 

Bu akamete aday kişilere, ilk anda hâkim olması gereken, bir savunma bilinci ve gelecek için hazırlıktır, değil mi?
 

Günlerdir gördüğümüz ise gürültü patırtı, boş laflar, küfür, hatta tehdittir. Bir “sokak adamı” tepkileri. “Yargı” kavramından ve “adalete güven” den de eser yok.
 

Ülkeyi altı yıldır yönetenlerin düzeyi bu!
 

Seçimde oyların yüzde 47’sini kazanmış ve iktidarda bulunan kişilere böyle bir dava olmazmış. “İktidarda olmanın ayrıcalığı” na inanılıyor.
 

Ama demokraside yeri var mı bunun?
 

Son günlerde, bir de, AKP’nin Meclis çoğunluğuna dayanarak, anayasa ve yasa değişiklikleriyle davayı engelleme girişimleri görülüyor.
 

Hukukçuların dediği gibi, davadan kaçmak zor.
 

Daha vahimi, bu tür girişimlere girerseniz, bir “ikrar” kokusu ortaya yayılmaz mı?
 

Bu yollara dökülmek yerine, en iyisi, gelip ağırbaşlı bir savunmaya çıkmaktır; şu günler de, ona hazırlanma zamanıdır.
 

*
 

Sayın Başsavcı’nın, “laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” diye saptadığı tespitlerin çoğunu, bizler de yaşadık.
 

Laikliğe aykırı eylemleri yakından izledik.
 

AKP, 2 Kasım 2002 seçimlerini kazanıp ciddi bir çoğunlukla iktidara geldiğinde, başta ekonomik ve sosyal alanda bir reformu hayata geçirebilirdi; zaten bu da bekleniyordu.
 

Avrupa Birliği’ne girme, önde geliyordu.
 

Oysa, başa geçen Başbakan Erdoğan, reform yapıyoruz diye, daha ilk günden, “türban, imam hatipler ve Kuran kursları” nı öne çıkardı.
 

Bir de, iktidarda “kadrolaşma” başladı.
 

Midelerimizi bozan, önce bunlar olmuştur.
 

Onlara, ekonomide savrulmalar eklendi.
 

Milli eğitimin başına oturttuğu kişi, eğitimdeki laikliğin tasfiyesine girişti.
 

Bunlarla birlikte, AKP’li belediyeler, toplumda laik atmosferi kararttı.
 

Türban konusunda ısrar da tüy dikti.
 

Gelişmeler Avrupa’yı da irkiltti.
 

Olan bitene yakıştırılan “muhafazakârlık” yaftası da kimseyi aldatamadı. Ortadaki bir gericilik; adıyla sanıyla, bir “dinci gericilik” ti.
 

Baştaki Erdoğan’da bir parça akıldan eser olsaydı şunun farkına varırdı: Bu gelişmeler Türkiye’yi başka ufuklara savururken, oturduğu koltuğu da altından çekip alacaktı.
 

Hayır, görmedi; fikren de hazır değildi…
 

*
 

Müslüman dünyada, Türkiye’nin bir ayrıcalığı, demokratik bir rejimle yönetilir olmasıdır. Ama o demokrasiyi demokrasi yapan da laikliktir.
 

AKP’de olmayan, işte bu idraktir!
 

Demokrasiye, kuru bir sandık olarak baktılar.
 

Türkiye’de demokrasinin laik temelini görmeyince, başka ilkeleri, özellikle “sosyal devlet” in de uzağında kaldı. Ekonomimizin “ulusal” temellerini çökertirken, dışarıya bağlamak gibi bir aptallık nasıl yapıldı?
 

Öte yandan, orada burada, Anayasa Mahkememizin sisteme yararsız kaldığı da yazılıp işleniyor. 1961 Anayasası’nın getirdiği bu yenilik, demokrasimizi koruyup geliştirmede büyük bir rol oynamıştır ve daha da oynayacaktır.
 

Demokrasimizin eksikleri daha başka konulardadır. Halk eğitimi, onlardan biridir. Birer birer gündeme getirmeliyiz.
 

Bir fırsattır!..

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS