Ben çeteci miyim? -Reha Muhtar
Mart 19, 2008 - Genel
Devlet içinde çok önemli yerlere sızılmış” diyor önce koskoca Ertuğrul Günay…Sonra Yargıtay Başsavcısı’nın iddianamesi için, “Amaç Ergenekon çetesini korumak, devlet içindeki çeteleşmeyle mücadelenin önünü kesmek” mealinde sözler
söylüyor…
Bunu söyleyen bu ülkenin Kültür ve Turizm Bakanı…
Bir ülkenin Yargıtay Başsavcısı’nı “çetelerle dolaylı bağlantılar biçiminde” anmakla, koskoca Bakan ne yapmak ister?..
Türkiye’de Yargıtay Başsavcısı’nın iktidar partisine kapatma davası açtı diye “yargılanmasını isteyen bir anlayış” var ve bunu en demokrat olduğunu iddia eden iktidar yanlısı basın yapıyor…
***
Son günlerde yaşadıklarımdan müthiş ürküntü duyuyorum…
Bir Yargıtay Başsavcısı bu kadar kolay “çetecilikle bağlantılı” sayılabiliyorsa, koskoca Başsavcı bu kadar kolay çetecilikten töhmet altında bırakılabiliyorsa, bu ülkede yarın benim, senin, onun çetecilikle yargılanmayacağımızın, içeri atılmayacağımızın hangi garantisi var?..
Açık söylüyorum, Türkiye’de bunu yapan anlayış faşizan bir anlayıştır ve ben yarın ne kendi geleceğimden ne de benim gibi düşünenlerin geleceğinden emin değilim…
Türkiye’nin geleceğinden emin
olmadığım gibi…
Elde hiçbir kanıt olmadan koskoca Yargıtay Başsavcısı’nı çetecilerle ilişkilendiren anlayış, ne malum yarın bizim yazılarımızı da “çetecilerin yazdırdığını” söylemeyecektir?..
***
Nasıl bir ülkede yaşıyoruz biz?..
Çete denilen şey bu kadar
kolay mıdır?..
Bir insan bu kadar kolay çeteci olabilir mi?..
Ne yapar çeteler, çeteciler?..
Beğenmediğiniz her fikri, her düşünceyi çetecilikle irtibatlandırırsanız bu ülkede insanlar gelecek endişesiyle, yarın ne olacak muammasıyla yaşamazlar mı?..
Yoksa istenilen bu mudur?..
Korku, yılgınlık, tedirginlikle herkesin başına ne geleceğini bilmemesi midir istenen?..
***
Diyebilirsiniz ki, koskoca Başbakan da “Partisinin kapatılması davasıyla karşı karşıya…”
Haklısınız, bir ülkenin Başbakanı’nın parti kapatma davasının muhatabı olması demokrasinin ayıbıdır…
Çift taraflı nakıslığının göstergesidir…
Ama sonuçta “laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı olma” iddiası siyasi bir
olaydır…
AKP’nin siyasi duruşuyla ilgili bir olaydır ve dava konusu olsa bile siyaset kökenli bir hukuk davasıdır…
Bir siyasetçiyi yaralar ya da Bülent Arınç gibi bir siyasetçiyi “kendi deyimiyle onurlandırır…”
Ancak en üst düzey bir hukuk adamı hakkında sırf bir hukuki dava açtı diye hiçbir belge ve bilgi olmadan “çetecilerle irtibatlandırmak” müthiş yaralayıcı ve ağırdır…
***
Öyledir çünkü, bu ülkede sandıktan zaten AKP iktidarı çıkmıştır…
Bu iktidar zaten kendi adayını Cumhurbaşkanı yapmıştır…
Bu Cumhurbaşkanı, zaten devletin bütün hassas kurumlarının başına kendi gibi düşünenleri atamaya başlamıştır…
Hükümet icra organı olarak zaten kendi atamalarını kendi yapmaktadır…
Ülkenin hemen bütün kurumları zaten AKP’nin ya da eski AKP kurucusu olan Cumhurbaşkanı’nın, atadığı kişilerin başkanlığında yönetilmektedir…
Yasamaya ve yürütmeye zaten matematiksel çoğunlukla hakim olan, iktidar kendi döneminde yaptığı atamalarla zaten yargıda da önemli mesafeler kaydetmiş, 4. kuvvet medya da önemli biçimde iktidar tarafına dönüşmüştür…
***
Yasamanın, yürütmenin, Cumhurbaşkanı’nın aynı siyasi kökenden geldiği, medyanın önemli ölçüde bu yönde değiştiği bir Türkiye’de, bir kanun adamına reva görülen bu suçlama çok ağırdır ve demokrasiden ne kadar uzaklaştığımızı
göstermektedir…
Açık soruyorum…
Yarın “çeteci olmadığını” kim garanti edebilir böyle bir toplumda?..
Çünkü yapılan suçlamaların hiçbir belgesi, bilgisi, somut delili yoktur..
Çeteci diyorlar ve işin içinden
çıkıyorlar…
Güneşi özlüyorum…
Hayatımda hiç özlemediğim kadar…
Biliyorum zamanında o
güneşi zaptetmeye uğraşmış becerememiştik…
Şimdi sadece güneşi görmeyi
ve özgürlüğü içime çekmeyi
özlüyorum…
Maalesef güneş çok uzaklarda…
Özgürlük şarkılarda…
Yine döndük dolaştık…
Zülfü Livaneli var, “Ey özgürlük” diyen sesiyle kasetçalarda…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.