PKK’dan sonra sıra “irticada” dedik ama… - Yiğit Bulut
Mart 17, 2008 - YİĞİT BULUT
Bölücülükten sonra sıra “irticada” dedik ama… Sakalımız yok ki; dinletemedik! Sevgili dostlar, 29 Şubat tarihinde, Kuzey Irak operasyonundan sonra, Türk Devleti’nin “iki ana düşmanından” diğerine yani ayrılıkçı terörden sonra “en azılı” tehdit olarak algıladığı irticaya karşı “sert adımlar” atacağını “PKK’dan sonra sıra kimde?” başlıklı yazı ile sizlere aktarmış ve “biten Kuzey Irak operasyonunun” hemen sonrasında, “içeride” irticai faaliyette bulunuyor diye algılanan her türlü odağa karşı bir “operasyon” başlayacağını iddia etmiştim…O gün beni “hayalcilikle” suçlayanlara, yaşananlar sonrası, o yazıdan bazı bölümleri yeniden aktarıyor ve biz cümle ile bitirmek istiyorum; bundan sonra “ekonomik kriz” ve “siyasi değişim” dahil neler olacak diyorsanız, Türk Devleti’nin “gündemine” ve ABD’nin “İran operasyonunun” detaylarına dikkat edin!
İşte “sıra irtica ile mücadelede” dediğim yazının bazı bölümleri; “…TSK tarafından kaleme alınan “tehdit” tanımlarına bakarsanız, iki ana unsur öne çıkar; bölücü terör ve irtica… TSK için Türkiye Cumhuriyeti için “en” olarak tanımlanabilecek bu iki dinamiğin de “birbirinden farkı” yoktur ve içeriden-dışarıdan hangi seviyede destek bulursa bulsun, bu unsurlara karşı “mücadeleye” ara verilemez… Peki bu tehdit unsurları “dışarıda” nereden odaklanır ve Türkiye için en yakın “tehlike” nereden gelir? Sınır içinde yerleştikleri bölge, makam gibi detayları ayrı bir tartışma konusu olarak ayırır ve yakın çevremize bakarsak; Türkiye için “ayrılıkçı terörün” yerleştiği-yayıldığı bölge olarak “Kuzey Irak”, irticai unsurların kaynak ve destek bulduğu bölge olarak da İran tanımlanabilir… Daha iddialı bir tanımla; Türkiye, Kuzey Irak’ı alamazsa, buradaki dinamik Diyarbakır’ı alır… Türkiye’deki rejim İran’ı durduramaz-sınırlayamazsa; İran, Türkiye “içine” yayılır… Bu noktada bir tespit yapmam gerekli; Kuzey Irak ile orada yerleşik “Barzani merkezli” yayılmayı, İran derken orada yerleşik “şeriat” rejimi odaklı tezi kastediyorum… Bu tespitler sonrası soralım; 2001’den beri Kuzey Irak’a “dur” diyemeyen Türkiye, son dönemde buranın “belini” kırarken, içeride ve dışarıda “irticai” dinamiklere karşı da aynı hareketi yapabilecek mi ?… Geçtiğimiz 4 ay içinde ABD’nin “Kürt Devleti projesinden” kesin vazgeçtiğini sizlere aktarmış ve yaşanabilecek değişime dikkat çekmiştim. Bu bir “tutum” değişikliğiydi. Bugün size başka bir değişiklikten bahsetmek istiyorum. Bugüne kadar BOP gereği “ılımlı din devleti” modelini Türkiye’ye “uygulatma” görüşünde olan Amerika, aynen son dönemde “Barzani ile olmaz” dediği gibi “Türkiye’yi ılımlı İran’laştırma” fikrinden de vazgeçti… Bu noktada çok hayati bir soru soralım; İran’a yapılacak kapsamlı bir saldırı hatta yıllar sürecek bir savaş için Türk halkının desteği nasıl kazanılır? Cevap çok zor değil; irtica tehlikesini sonuna kadar yaşayan hatta İran olma sınırından dönen bir Türkiye, Amerika’nın “İran saldırısı” için “bulunmaz bir müttefik” haline gelir. Yukarıdaki cümle daha da anlamlı olur; Türkiye, İran’ı alamazsa, İran Türkiye’yi alır!..
Son söz: Yukarıdaki analizi okuyunca şöyle bir sonuca varmayın; Amerika istiyor biz de yapıyoruz. Hayır, TSK her zaman bağımsız bir şekilde “doğru” bildiğini yapıyor. Tek fark; bugüne kadar “başka tezlere inandığı” için Amerika, “açık-kapalı” birçok yöntemle TSK’nın iki ana tehdit unsuru ile mücadelesinde zaman zaman “köstek” oldu… Şimdi daha doğrusu belli bir süredir “Ortadoğu’da Türkiye’siz olmaz” noktasına gelen Amerika, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti tehlikesinden, içeride “irticai faaliyetin” zirve yaptığı “din devleti” tehlikesinden dönmüş, var olanın değerini “dahi iyi anlamış” bir Türkiye’yi “yanında görmek” istiyor… Bu dinamik “ayrılıkçlardan” sonra içeride ve dışarıdaki “irticai” unsurlara “sıra geleceğini” gösteriyor… “ABD bizim arkamızda, BOP gereği din odaklı Türkiye istiyor” diyenlere duyurulur.
Not 1: Bu yazıyı okuyunca “Davayı TSK mı açtı ki!” diyebilirsiniz. Yukarıda anlattığım dinamik “silahlı mücadele ele alındığı” için TSK odaklı olsa bile asıl “kast edilen” ve “her tehdite karşı mücadele edecek” denilen dinamik “DEVLET”… TSK da Yargıtay da “DEVLET çarkının bir parçası”, ama hükümetler değil! Türkiye’de yapılan “en büyük hata da burada” . Hükümetler “DEVLET çarkının parçası değil, geçici olarak işletmecisi” …
Not 2: Bu yazı sonrası bir detayı belirtmem gerekli; dikkat ederseniz, AB kapatma davasına sert tepki gösterirken, Amerika’dan “herkes hukuk ne diyorsa uymalı” açıklaması geldi…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.