Çoraplar ve Sorular - Mümtaz Soysal
Mart 10, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
FETHULLAH, Güneydoğu, Kuzey Irak, Afganistan yetmiyormuş gibi bir başka çorap daha örülüyor Türkiye’nin başına. Daha doğrusu, artık kokuşmuş olan eskisinin yerine yeni bir Kıbrıs çorabı.Cumhuriyet’te geçen gün yayımlanan ve büyük medyada nedense hiç yankı bulmayan bir habere göre, Talat “ın hukuk danışmanı ile Hristofyas “ın iki adamı Zürich’te oturmuşlar, bir “konvansiyon” hazırlıyorlarmış.
Soru: Niçin Zürich’te?
Herhalde 1959′un Zürich ve Londra anlaşmaları yerine yeni bir belgenin hazırlanmakta olduğunu belirtmek için.
Soru: Peki, konvansiyon ne demek?
O anlaşmalar gibi, adadaki yeni düzeni belirleyecek bir anasözleşme. Demek ki, Türkiye’nin garantisini içeren o anlaşmaların ve 1960 tarihli Kıbrıs Anayasası’nın yerine taze bir uzlaşma metni çıkarma niyeti dolaşıyor havada.
Nitekim, önceki gün Brüksel’de konuşan Talat, “Yeni bir devlet istiyoruz” demiş. Oraya gitmeden, Talabani” den önce o da ağırlanmıştı Çankaya’da.
Sorular: Talat gibi Ankara da mı istiyor Kıbrıs’ta yeni devleti? İki ayrı devlet ya da hiç değilse konfederasyon yahut federasyon çözümlerinden başka bir çözüm konusunda Ankara’da Kıbrıs’a ilişkin olarak yeni bir “devlet politikası” mı oluşturulmuştur? Daha önceki devlet politikası, cumhurbaşkanı ve başbakandan başka, Dışişleri’nin ve Genelkurmay’ın katılımıyla oluşturulduğuna göre, şimdikinde de askerin katkısı var mı? “Askerin Kıbrıs’tan çekilmesine ve Türkiye’nin müdahale hakkının kaldırılmasına Silahlı Kuvvetler de razı oldu” diyerek ordunun saygınlığını örseleme çabalarına bir yenisi mi eklenmektedir?
Bütün bunlar yan yana konduğunda ortaya çıkan görüntü, içten ve dıştan tam bir çullanış manzarasıdır. Durup dururken, sanki Türkiye’nin başına yeni bir Sevr çorabı örülüyormuş gibi bir teslimiyet ve çaresizlik seziliyor her yanda.
Sorular: Bu ülke bir büyük savaşta yenildi de mi böyle olmakta? Hiç mi umut ışığı yok?
Kim bilir, belki de çullanışın çok yanlı ve çok boyutlu olmasındandır bu “Mondros sonrası” na benzeyiş. En büyük müttefik ABD ve içine girmek için can atılan AB’den yanı başımızdaki küçücük Kıbrıs Rum devletine kadar bütün akbaba sürüleri ülkenin başına üşüşmüş durumda. Demek ki, çevreye yayılan bir ürüme kokusu var. İçte, çeşitli yolsuzluk, soygun ve talan söylentileriyle bizim de burnumuza gelen bir koku. Ayrıca, ülkeyi yönetenlerin beceriksizliği ve yetenek eksikliği her olay vesilesiyle her gün yaşanmakta.
Tek teselli, 1919′un perişan “manzara-i umumiye” sinden bir Türkiye Cumhuriyeti’nin doğmuş olduğunu biliyor olmamızdır.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.