Operasyon Sonrasında Sorular -Ataol Behramoğlu
Mart 08, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU
Kuzey Irak’taki PKK kamplarına beklenmedik ve gösterişli biçimde başlayan askeri operasyonun yine beklenmedik bir anda fakat bu kez sessiz sedasız sona ermesi toplumda bir şok yarattı.Şok açıldıkça bazı sorular ve sorunlar da açıklık kazanmaya başlıyor.
Bunlardan görebildiklerimi -yanılgı paylarını göz ardı etmeksizin- sıralamaya çalışayım.
Öncelikle altı çizilmesi gereken, başka arkadaşların da saptadıkları gibi, PKK olgusunun bir “eşkıya hareketi” olmanın çok ötesine geçmiş olmasıdır.
Türkiye çok ciddi bir silahlı ayrılıkçı saldırıyla karşı karşıyadır.
Kuzey Irak’taki can kayıplarımızı hangi koşullarda verdiğimizi bilmiyoruz. Ya da ben yapılan yayınlardan bunu açık seçik öğrenemedim.
Otuza yakın can kaybı az değildir.
Eğer büyük bir ülkenin ordusu, baskın denebilecek ve sadece bir hafta süren bir operasyon sonrasında otuza yakın şehit vermişse ve kendi kayıplarıyla karşısındaki gücün kayıplarını oransal olarak karşılaştırma yapma zorunluluğunu duyuyorsa, karşıdaki gücün küçümsenemeyeceği açıktır.
Kuzey Irak operasyonundan çıkarılabilecek en önemli sonuç, kanımca, bu olmalıdır.
***
Yukarıdaki saptamayı sürdürerek sormak gerekiyor: PKK ne için savaşıyor, Türkiye’de Kürtler Kürtçe eğitim olanaklarından, başkaca kültürel vb. haklarından yoksun oldukları ya da yeterince yararlanamadıkları için mi?
Bu soruya olumlu yanıt vermenin büyük bir safdillik olacağı karşıdaki gücün kapsamı göz önünde tutulduğunda yeterince ortadadır.
PKK içindeki Türkiye kökenli ve başka ülkelerden Kürtlerle bu örgüt içindeki başkaca gönüllüler Türkiye’deki Kürtlerin kültürel hakları için örgütlenip savaşmıyor.
PKK ayrılıkçı bir örgüttür.
Ayrıca, sadece Türkiye bakımından da değil.
Bu nedenle de, Kürt milliyetçisi olmanın da ötesinde, Kürt ırkçısı, Pankürdist bir silahlı hareket olduğunu saptamak yanlış olmaz.
***
Buna bağlı olan bir başka soru, PKK’nin bu güce nasıl ulaşmış olduğudur.
Bu sorunun çok açık yanıtı, karargâhının Türkiye içinde değil bir başka ülkenin sınırları içinde bulunmasıdır.
Bu nasıl olabiliyor?
Sözgelimi Türkiye, sınırları içinde, komşu ya da bir başka ülkeye karşı silahlı bir harekete barınak sağlayabilir mi, bu mümkün müdür?
Türkiye’ye karşı silahlı harekete barınak sağlayan ülkenin bir işgal gücü tarafından atanmış Cumhurbaşkanı, bu satırlar yazıldığı sırada ülkemizi hangi kimlikle ziyaret etmekte? Ve ne için? Devletler arasında bilinegelen ikiyüzlülük siyasetinin bir sınırı yok mudur?
Aynı soruyu ABD için de sormak gerekiyor. Irak’ın egemeni ABD olduğuna göre, Türkiye’nin ABD ile dostluk siyaseti sürdürmeye devam etmesi, teslimiyetçilik, ikiyüzlülük değil mi?
İç siyasetini haklı olarak eleştirdiğimiz İran’ın, ABD emperyalizmi karşısında çok daha onurlu bir duruşa sahip olmasının, askerimizden sivilimize, politikacıdan sıradan yurttaşa, hepimizi utandırıp düşündürmesi gerekmiyor mu?
***
Kuzey Irak operasyonunun önemli sonuçlarından biri, kuşkusuz, muhalefetteki iki siyasal partiyle, özellikle de CHP ile ordu arasında bir söz düellosuna yol açılması oldu.
İç siyasetimiz bakımından yeni bir olgudur bu.
Siyasetin ve özellikle de sivil-sosyal demokrat hareketin “ergenliğini kanıtlaması” nın, eninde sonunda, ordunun eleştirilebilir olmasıyla ilişkisi açık bir şeydir.
Bu anlamda CHP’nin tutumunu savaş yandaşlığı olarak değil kimliklilik olarak değerlendirmek daha doğru olur.
Bütün sorun, bu yapılırken ordu-AKP ilişkisinde AKP’nin elini güçlendirecek söz ve davranışlardan kaçınmaya özen göstermek ve hiçbir alanda güven vermeyen bu siyasal örgütün ikiyüzlü, kaypak, ülke çıkarlarına aykırı politikalarını en inandırıcı biçimde gözler önüne sermeyi başarmaktır.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.