Aydınlıktan Yana mısın?.. - Ümit Zileli
Şubat 09, 2008 - ÜMİT ZİLELİ
Bu işin çivisi iyice çıktı…
Aslına bakarsanız, gayet uzun bir süreden beri çıkmıştı!.. Tayyip Bey, Madrid’de, “velev ki” diye başladığı konuşmasıyla türban seferberliği işaretini verdiğinde de çıkmıştı “çivi”, ancak açıkça görülemiyordu…Yıllardır sürdürülen “ince ayarlarla” toplum bugünlere hazırlanır, “biz, onlar” ikilemi iyice belirginleştirilirken, “çivi” zaten iyice oynamıştı yerinden!..
Erzurum’da, Konya’da, Eskişehir’de minnacık kız çocukları sıkmabaşa sokulurken, büyük kentlerin göbeğinde “kırmızı noktalı” semtler yaratılmaya çalışılırken “çivi” çoktan yuvasında dönmeye başlamıştı bile!..
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, yargının kararlarına karşı “sen kimsin?” diye koskoslanırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu türban aleyhine kararı duyduğunda “ulemaya sorsana” diye karşı çıkarken, hemen aynı sıralarda Atatürk Havalimanı apronunda göstere göstere deve kesilirken, “çivi” yuvasından çıkmanın eşiğine gelmişti!..
Ardı ardına binlerce örnek sayabilirim; her biri toplumun ayrışmasında, birbirine karşı doldurulmasında üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi… Ve türban savaşıyla birlikte “çivi” yuvasından kurtuldu… Haklarını teslim etmek gerek, gayet başarılı oldular; toplumu ortasından çatlatmayı becerdiler…
- Ne kadar övünseler azdır!..
***
Tabii, ülkenin bu noktaya sürüklenişinde işbirlikçi kalemlerin yadsınması olanaksız hizmetlerini de unutmamak lazım!..
İktidara sıkı sıkıya sarılan, ülkenin hiçliğe doğru sürüklendiği her adımı, global dünyaya adapte olmak, Avrupa Birliği’ne girişin önşartı olarak yücelten işbirlikçiler, türban konusunda da üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiler. Türban, bu arkadaşlara göre üniversiteye serbestçe girmeliydi. Niçin?.
- Birey özgürlüğü ve demokrasi gereği gördükleri için!..
Bu anlayışa göre, üniversiteye kadar başı açık olan kız, üniversite öğrenimi süresince başını örtecek, bitirince eğer kamu alanında çalışmak istiyorsa tekrar açacak…
- Şu sahtekârlığa, şu sıkılmazlığa bakın!..
İşin gülünç yanı, Cumhuriyetin canına okumak için yıllardır kol kola oldukları dincilere yine de yaranamıyorlar!.. Dinci basının önde gelen kalemleri “bireysel özgürlük, kişisel tercih” tanımlarına ateş püskürüyor. Örneğin Zaman gazetesinde Ali Bulaç bu tanımlamaların çok büyük sakıncaları olduğunu belirttikten sonra sorunu iki sözcükle çözüveriyor:
- Dini vecibe!..
İşte bu kadar!. Üstelik bu “vecibe” nin yerine getirilme yaşını “ergenlik çağı” olarak gösteriyor. Böylece, iklim şartlarına göre Arap ülkelerinde 9, Türkiye’de 12-13, kuzey ülkelerinde ise 17-18 yaşındaki kızların ergenlik yaşının başlayacağını ve başlarının bağlanması gerektiğini hükme bağlıyor…
Bu mantığa göre, ergenlik çağına girmiş ve başını bağlaması “dini vecibe” gereği olan 9 yaşındaki kızın evlenmesinde de hiçbir sakınca bulunmuyor!.. İş o aşamaya gelsin, işbirlikçi takım “bireysel özgürlük” adına bunu savunacak bir yolu da ne yapacak edecek, bulacaktır, hiç kuşkunuz olmasın…
- O denli omurgasızdırlar!..
Türkiye, ne yaptığını çok iyi bilen bir iktidarın ve işbirlikçilerinin elinde adeta koşar adım kaos ortamına çekiliyor… Ve artık girilen yolun geri dönüşü de yok!.. Aydınlıkla karanlık binlerce yıldır olduğu gibi bir kez daha kozunu paylaşacak… Üçüncü binyılın başında bu güzelim ülkenin nasıl bir ufka doğru yürüyeceğini bu hesaplaşma belirleyecek… Burada yaşamsal soru şu:
- Aydınlıktan yana mısın?..
Yanıtın “evet” ise ayağa kalk!..


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.