Siyasi simge ve çene altı meselesi -SIRRI YÜKSEL CEBECİ
Ocak 30, 2008 - Genel
AKP ile MHP, türban konusunda mutabakata vardılar. Hayırlı olsun.
Kapımıza dayanan ekonomik krizden, Mehmetçiğin karda kışta sürdürdüğü terörle mücadeleden, DTP’nin federasyon istemesinden, devrilen trenlerden, susuz kalma tehlikesinden daha önemliydi çünkü türban meselesi…
Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması da aynı çabuklukla hallediliverirse, hedefe giden yolda önemli bir mevzi daha kazanılmış olacak.
AKP iktidarı, açık veya gizli amaçlarına ulaşmak için “yola devam” ederken, kendine destek olacak payandalar veya koltuk değnekleri bulmakta nasıl olsa güçlük çekmiyor.
O simge ise, bu da simge
AKP evet “yola devam” ediyor ama, kafamızı kurcalayan kimi sorular ve çelişkiler var.
En çok da şu “siyasi simge” meselesi kurcalıyor kafamızı…
1991 seçimlerinde SHP-HEP ittifakı sayesinde Meclis’e girmeyi başaran ve aralarında bugünkü DTP’lilerden bazılarının da bulunduğu milletvekilleri, Kürtçe yemin etmeye kalkışmışlardı.
Başlarındaki bantlarda veya yakalarındaki sarı-kırmızı-yeşil renkli çaput parçası neyin siyasi simgesiydi?
Hayali Kürt devletinin, değil mi?
DTP ve PKK, aynı çaput parçasını hala siyasi simge olarak kullanmıyor mu?
Sayın Başbakan Madrid’de ne dedi:
“Türban velev ki bir siyasi simge olsun. Bir siyasi simgeyi suç kabul edebilir misiniz? Simgelere bir yasak getirebilir misiniz, sembollere bir yasak getirebilir misiniz?”
DTP’li Ahmet Türk veya bir başkası, sözde Kürt devletinin siyasi simgesi olan ve sarı-kırmızı-yeşil renklerden oluşan çaput parçasını yakasına iliştirip Meclis kürsüsüne çıkarsa ve “Bir siyasi simgeyi suç kabul edebilir misiniz?” derse, ne cevap vereceksiniz?
Türban siyasi simgeli AKP lokomotifine MHP vagonunu takmakta sakınca görmeyen Devlet Bahçeli’nin bu soruya verebileceği cevap var mı?
‘İlahi emir aldık’ diyen bacaksız
ŞU manevraya bakar mısınız?
AKP ve MHP, Anayasa’nın 10 ve 42. maddesinde değişiklik yapılması ve YÖK Kanunu’nun ek 17. maddesinin şu şekilde düzenlenmesini kararlaştırdı:
“Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yüksek öğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir. Hiç kimse, başının örtülü olması sebebiyle yüksek öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkan verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması gerekir.”
Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol, “Bu tanıma göre üniversitelerde türban yasağı devam ediyor. Kaldırılan başörtüsü yasağıdır” diyor.
Çene altından başörtüsü bağlanırmış, türban değil!
Eşcinsel Cemil İpekçi’nin “Kadın olsaydım ben de takardım” dediği türbanı çene altından bağlamak çok mu zor?
“Biz ilahi emir aldık” diyen türbanlı bacaksız kız da rahatladı artık.
Başlarına türban takıp, düşük bel pantolon giyen ve göbeklerini açıkta bırakan kimi kızlar da…
Hayırlı olsun!
——————————————————————————–


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.