İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

Rıza Tevfik ve Günümüzdeki Bezirgânlar -Ataol Behramoğlu

Ocak 26, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU

Tanzimat’tan Birinci ve İkinci Meşrutiyet’e, oradan Cumhuriyet’e uzanan süreçlerdeki aydınlanma savaşımında taraf olmuş aydınların hemen hepsinin baş döndürücü ilginçlikte yaşamları var. Sürgünler, tutuklanmalar, en yüksek görevlerden en aşağılara yuvarlanmalar ya da tersi ve bütün bunların yanı sıra da inanılmaz bir öğrenme susuzluğu, akıl almaz bir çalışkanlık ve verimlilik… Namık Kemal’ in adıyla özdeşleşen “Yeni Osmanlılar” kuşağının aydınlarından başlayarak, Fikret ‘e, Gökalp ‘e ulaşan sayısız yaşam öyküsünün kahramanlarından yine her biri, hem Doğu hem Batı kültürüyle iç içeler… Çocuk yaşlarda eğitimini aldıkları İslam kültürü kadar Batı kültürünü de özümsemişler… Kimileri Batıcı, kimileri İslamcı ya da ulusalcı ve pek çoğu da bir sentez arayışında… Adının önündeki “Filozof” lakabıyla tanınan Rıza Tevfik , yönelişi Batı ağırlıklı olmakla birlikte, sentez arayışından da uzak olmayan bir düşünür ve eylemci…***

Onu lise yıllarımdan, ünlü bir şiirinin şu anda da ezberimde olan aşağıdaki dörtlüğüyle tanıyıp sevmiştim:

Feylesof Rıza’yım, dinsiz anlama

Dini ben öğrettim kendi babama

Her ipte oynarım cambazım amma

Sırat köprüsünü geçemem hocam

Beni özellikle bu dört dizede çeken şey, dilin ve aklın gerçekten de cambaz kıvraklığıydı… Dinsiz değilim, babama öğretecek kadar bilgisine sahibim onun, ama Sırat köprüsünü de geçemem diyor… Buradaki “humor”, zekâ, açık sözlülük, cüret ve aynı zamanda alçakgönüllülük, sözgelimi “minareler süngümüz” sözünde anlatımını bulan softalığın tam karşıtı olan şeydir…

***

Filozof Rıza Tevfik’i yukarıdaki dört dizesiyle özetlemek, ona yapılmış çok büyük haksızlık olur. Bunun gibi, Sevr heyetinde yer aldığı için sonsuzca lanetlemek, Cumhuriyet düşmanı olarak mahkûm etmek, aydınlanma savaşımında çabalarını ve yapıtlarını yok saymak da, daha da büyük haksızlık olur. 1868-1951 yılları arasında (uzun sayılabilecek) bir ömür süren bu aydınımız Türkiye’de (bir özel lisede) ilk felsefe dersleri veren kişidir. Felsefe Terimleri Sözlüğü hazırlamış, bilgi kuramı kavramıyla özellikle ilgilenmiş, Bergson gibi çok önemli bir düşünür de içlerinde olmak üzere modern Batı düşüncesinin belli başlı düşünürlerini ve kavramlarını ülkemizde tanıtan çalışmalar yapmıştır. Rıza Tevfik’in “âşık edebiyatı” türünde şiirleri edebiyat tarihimiz bakımından kuşkusuz ki ayrıca önemlidir. (Hiçbir şiir severin, onun sürgün yıllarında yazdığı “Uçun Kuşlar…” adlı duygu dolu şiirinden habersiz olduğunu sanmam…)

***

Hilmi Ziya Ülken’ in daha önce de sözünü ettiğim “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi” nde Rıza Tevfik’e ayrılmış genişçe bölümü okurken, bu düşünürümüzün “Kadın Meselesi” adlı bir yazısında söyledikleri, şu andaki tartışmalar bakımından özellikle ilgimi çekti. Birçok başka sorun bakımından olduğu gibi kadın sorununu anlayıp çözümlemede de İslam’ın ilkelerini suçlamadan önce çeşitli toplumsal olguları irdelemek gerektiğini belirttiği yazısının bir yerinde Rıza Tevfik, bugün “türban” sözüyle kavramsallaşan konuda şöyle demekte: “Tarihi tetkikler gösteriyor ki, bedevi Araplarda, Kırgızlarda, daha birçok İslam kavimlerinde örtünme âdeti yoktur. Yine tetkikler gösteriyor ki, biz bu âdeti -tül ve yaşmak olarak- Bizans’tan almışız… Sefaletin örtünmesi de, örtünmemesi de berbattır. İnsan cemiyetlerinde iptidai haklardan bile yoksun olan sefil sınıflar açık da gezse, kapalı da gezse haktan mahrumdur…”

***

İslam’ı “minareler süngümüz” düzeyinde algılayan kimselerin, birçok şeyin yanı sıra bu dini de kendilerine “elif ba” dan başlayarak öğretecek birikime sahip önemli bir düşünürün yukarıdaki değerlendirmeleri üstünde kafa yormaları beklenemez.

Böyle davranmakla da en büyük kötülüğü, her şeyden önce, kurcalanıp kışkırtılmadığı sürece insanlarımızın günlük yaşamlarında yüzlerce yıldır gürültüsüz patırtısız, sakince, doğallıkla yaşanmakta olan İslam’ın kendisine yapmaktadırlar.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS