İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

ZAMAN TÜNELİ - Hüseyin MÜMTAZ

Ocak 25, 2008 - HÜSEYİN MÜMTAZ

Kasım 2007 başı.. Bir günlüğüne Kıbrıs’tayız.

                Yakın Doğu Üniversitesi’nin Lefkoşa-Dikmen’deki modern kampüsünü geziyoruz. Kütüphanedeyiz. Görevli, hem gezdiriyor, hem sistemi tanıtıyor. Bilgisayardan istenilen kitap-dökümanın nasıl bulunacağını gösteriyor.

                Orada bir öğrenci ile tanışıyorum, “Ben de Türkiye’den geldim” diyor, Keşanlıymış, ismini söylüyor.

                “Bak Batuhan” diyorum.

                “Batumhan” diye düzeltiyor..

                “Babam” diyor, “Misakı Milli sınırlarını unutmayayım diye adımı Batumhan koymuş”.

                Ürperiyorum.

                Delikanlı Kars-Ardahan veya Erzurum gibi “o coğrafyadan” değil.

                “Baba”nın tarih şuuru karşısında saygı ile eğiliyorum.

                Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Birinci sınıf öğrencisi Keşanlı Batumhan cep telefonu ile fotoğrafımızı çekiyor.

Babasına selam söylüyorum.

Yine 2007 Kasım ayı.. Bu sefer Bakü’deyiz.

Son günümüz. Akşam yemeği..  Bir iki saate kadar uçağımız kalkacak.. 20’de Haydar Aliyev’den kalkıp, yarım saat sonra 20.30’da Atatürk’e ineceğiz. Arada iki saat var ya..

Turan Yazgan Hoca anlatıyor.

“1991’in 20 Janvar’ına giden günlerdeyiz. Bakü Azadlık Meydanı insan denizi. Kızılordu tanklarına tepki gösteriliyor, “Azad Azerbaycan” isteniyor.

Gösteriler günler ve gecelerce devam ediyor. Meydan hemen Hazar’ın yanında. Kış küleği ve kar insanı donduruyor, Ateşler yakılıyor, evden getirilen yemekler yeniyor ama meydan terk edilmiyor. Meydanda yaşanıp, meydanda oturuluyor.

O mahşeri kalabalık arasında karnı burnunda, neredeyse doğuracak olan bir genç kadın görüyor, yanına yaklaşıyorum, -Senin ne işin var burada?- diye soruyorum” diyor Turan Hoca.

“Kadın karnını gösteriyor, -O da hissetsin istedim- diyor”.

Masada derin bir sessizlik. Kimse nefes bile alamıyor. Sinek uçsa sesi duyulur.

Ürperiyor, Bakü’lü annenin tarih, millet ve aidiyet şuuru karşısında saygı ile eğiliyorum.

Ve son anekdot yine Bakü’den..

Zaman tünelinden çıkarıp, yaşadığımız günlerin gerçekleri ile bizi yüzleştirecek son sahne..

Kongre’nin yapıldığı Gülistan Sarayı’ndayız.

Kürsüde son konuşmalar yapılırken kalkıp en arkaya yönelirken, uzun yıllardır görmediğim, Amerika’da yaşayan genç bir Türkçü dostla karşılaşıyorum. Sevinçle sarılıyor hasret gideriyoruz.

Laf lafı açıyor, ayaküstü sohbet giderek koyulaşıyor.

“Nedir diyorum bu Amerika’daki Türk derneklerinin internete yansıyan huzursuzlukları, derneklerin ve aynı dernek içindeki bireylerin birbirlerine bile tahammül edemeyişleri?”

“Para” diyor..”Bütün kavga Türkiye’den gelen parayı paylaşabilmek”.

“Ve” diye devam ediyor, “Ne yazık ki, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda Amerika’da lobi faaliyeti yapmak üzere kurulan ve tahsisat gönderilen dernekler, tam tersine Türkiye’de Amerikan yanlısı lobi yapar hâle geldiler” diyor.

Gene ürperiyor ve zaman tünelinden çıkıp günümüzün gerçeklerine dönüyorum.

Kasım ortası ama Hazar kıyısındaki Gülistan Sarayı’nın dışında gene serin külekler var.

Rüzgâr üşütüyor.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS